Yoldaki Ticaretler

15 Kasım 2017 Çarşamba, 14:04

Dünya hayatı bir yol halinden ibarettir. İnsan, yaşamı boyunca yolcudur. Peygamber (a.s.) de hayatını bir yolcunun yola devam ederken ağacın gölgesinde dinlenip tekrar yola devam etmesi halini örnek vererek açıklamıştır.

Yol, hayatın kendisi olduğuna göre son derece önemlidir. Yolculuk Kur’an da önerilir. Yol kat etmek, tecrübedir. İnancımızda/fıkhımızda “yolda kalmış” tabiri vardır ve yeri çok önemlidir. Medeniyetimizde yolda kalmış kişiye tüm kapılar sonuna kadar açılır, her türlü ihtiyaç karşılanır ve yolcu yoluna devam ederdi.

Yola çıkmak, insanın hakikatine doğru atılan bir adım, her adımda bir keşif ve her keşifle kaydedilen bir ihtişam vardır ki seyyahları padişahlar kadar meşhur yapan konumların kaynağı yol halinden başka bir şey değildir.

İnsan yaşamı boyunca yol halinde olunca dikkat etmesi gereken kurallar, işaretler söz konusudur. Hayatın tamamını kapsayan yolculukta işaretlere göre hareket edildiği takdirde ticaret ve siyaset de ibadet halini alıyor. Yoldaki işaretlere uygun olarak yapılan her iş ibadettir, bunun tersi ise ihanettir. İnsanın kendisine olan ihaneti, ahdine olan ihaneti ve yola ihaneti…

Yolda olmak, bir istikamet sahibi olmayı gerektiriyor. İstikametsiz yolcu olamaz. Yanlış istikamette olan yolcu olabilir. Bizi hedefe götürecek birçok yol olabilir fakat yön bir tanedir, birçok yön olamaz. Yolumuzu belirleyen yönümüzdür. Yanlış yönelişler bize sadece zaman kaybettirecektir.

Ferdin yönelişi ile liderin yönelişi bir değildir. Otobüsteki yolcunun durumu ile otobüs kaptanının durumu arasında fark ne ise lider ile fert arasındaki durum da aynen öyledir.

Şimdi burada şöyle bir hikâye konu olabilir; “yolcular ısrarla uçuruma giden yolu tercih ediyorlar ve otobüs kaptanını da buna zorluyorlarsa bu durumda kaptanın otobüsü uçuruma sürmesi mi gerekir?”

Yolcular çoğunlukta ve hatta oy çokluğuyla kaptandan ısrarla uçuruma doğru gitmesini istemektedirler. Bu durumda kaptanın halini biraz düşünelim.

Kaptan görevi bırakabilir ve bu durumda işinden olur. Yolcuları da yolda bırakıp ayrılabilir. Yolcular başka bir kaptan bulmakta zorlanmazlar ve kendilerini uçurumdan aşağı uçuracak bir kaptan bulabilirler.

Başka bir düşünceye göre, neye mal olursa olsun kendisine verilen istikamet yönünde ısrarla ilerler, kendisine müdahale edenlerle mücadele eder, gerekirse bu uğurda birçok bedel öder fakat çoğunluğun dediğini değil kendisine verilen istikamet yönünde ilerler. Bu istikamette ilerlerken kendisine yöneltilen telkinler ve tehditler değil, dikkat etmesi gereken kurallar vardır bunlar yoldaki işaretlerdir.

Tüm bunlar yaşanırken yolcular kendi istedikleri yoldan gitmesi şartıyla kaptana çeşitli vaatlerde bulunurlar, sürekli kendisini tercih edeceklerini beyan ederler, söz verirler, oy verirler, alkış getirirler ve yoldaki ticaret başlar.

Kaptan ise şöyle düşünür; “Bu yolcular nasıl olsa bu isteklerinden vazgeçmeyecekler, ben olmasam başka bir kaptan bulup yollarına devam edecekler. Bu durumda neden bütün kazançları reddedeyim ki?” der ve uçurumdan aşağı giderken kendisine “Neden bu yanlış karara uydun, neden otobüsü uçurumdan aşağı sürüyorsun?” sorusu sorulur.

Otobüs uçurumdan aşağı uçuşa geçmişken Kaptan şöyle cevap verir; “Otobüsü, yolcuları, kaptanlığı ve kazançları başka kaptanların insafına mı bıraksaydım, hem halk böyle istiyor, halkın iradesine saygım sonsuzdur” der.

Yoldaki İşaretlerin yerini ticaret alırsa, kaptanın koltuk endişesi alırsa, halkın heva ve hevesleri alırsa, çoğunluğun tercihleri alırsa son bu şekilde acı olur. Ticaret ve hesap sadece yolculuğu devam ettirmek için lazımdı. Ticaret, işaretin yerini aldığı günden beri, yolda yönü değiştirecek bir etken olduğu andan itibaren artık ihanet ve intihardan başka bir şey getirmeyecektir.

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.