10 Ocak 2019 Perşembe, 15:19
Hamdullah ER
Hamdullah ER hamdullaher72@gmail.com Tüm Yazılar

Türkiye’de Din, Toplum ve Yönetim Anlayışının Evrimi

Yönetmek, yönetmeye talip olmak çok ağır bir yüktür, sorumluluktur. Bunun farkında olan izan sahibi birçok kişi, yönetim makamlarından, getirdiği sorumlulukları hakkıyla yerine getirememe endişesiyle, uzak durmaktadır. Hz. Ebubekir ve diğer üç büyük halife, Müslümanlar tarafından hilafet makamına getirilmek istendiğinde, onların bu teklife ilk etapta sıcak bakmamalarının en büyük nedeni de bu endişeydi. Günümüzde ise yönetmek […]

Yönetmek, yönetmeye talip olmak çok ağır bir yüktür, sorumluluktur. Bunun farkında olan izan sahibi birçok kişi, yönetim makamlarından, getirdiği sorumlulukları hakkıyla yerine getirememe endişesiyle, uzak durmaktadır. Hz. Ebubekir ve diğer üç büyük halife, Müslümanlar tarafından hilafet makamına getirilmek istendiğinde, onların bu teklife ilk etapta sıcak bakmamalarının en büyük nedeni de bu endişeydi.

Günümüzde ise yönetmek sorumluluğunu, makam ve mevki sahibi olmak, nimetlerden bolca nemalanmak, köşeyi dönmek ve büyüklük taslamak gibi bir anlayışa eviren zihniyet yüzünden bu ağır sorumluluk/görev unutuldu. Sorumluluk unutulunca yönetim makamına, “petrol görmüş mağribi” gibi hücum eden yöneticiler, toplumsal adaletin ve huzurun tesisini sağlamak vazifesini unuttu. Köşeyi dönmek ve daha yüksek makamlar elde etmek uğruna birer zalim olup hem topluma hem de kendilerine zulmettiler.

Türkiye’de mütedeyyin kesim, ilk defa merhum Erbakan Hoca’nın öncülüğünde siyaset kurumu aracılığıyla yönetime çok ciddi bir şekilde talip oldu. Bu nedenle Erbakan Hoca Türkiye’de önemli bir çığır açmıştır. Erbakan Hoca ve Refah Partisi aracılığıyla yönetime gelen Müslümanlar, önemli hizmetlere imza atıp toplum tarafından takdirle karşılandılar.

Refah Partisi’nden ayrılarak “Milli Görüş gömleğini üzerinden çıkaran” Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, Ak Parti’yi kurdu. İslami söylemleri ve hassasiyetleri çokça işleyen Ak Parti, mütedeyyin kesimler tarafından büyük bir destek gördü ve 16 yıldır da iktidarda. İslami bir hassasiyetle yola çıkan Ak Parti, zamanla liberal, kapitalist, milliyetçi ve son zamanlarda Neo-Kemalist bir çizgiye geldi.

Ak Parti, Cumhuriyetin ilanından beri yapılamayanı başardı ve olumsuz manada toplumsal bir dönüşüm gerçekleştirdi. Hiçbir zaman toplumun ve İslam’ın değerleriyle barışmayan sisteme, toplumu ve Müslümanları entegre etti. Bunu büyük bir ustalıkla başaran odaklar, eserleriyle iftihar ediyorlardır.

Bu dönüşüm neticesinde İslami hassasiyetlere sahip kişiler, yönetim makamına gelince, sistemin en azılı bekçisi konumuna geldiler. Çünkü artık tek endişeleri ellerindeki dünyalıkları kaybetmek korkusu oldu. Dünyalıkları, ahiretlerine tercih ettiler.

İslam’ın devrimci/muhalif ruh ve anlayışı, Ak Parti döneminde büyük bir yara aldı. İslam Halifesi Hz. Ömer’e, bedenen zayıf ve sıska olan sahabeye “eğer doğrudan saparsan seni eğri kılıçlarımızla düzeltiriz” dedirten anlayışın adı olan İslam, kimseyi ürkütmemek ve elde edilen suni kazanımları kaybetmemek telkinleriyle etliye sütlüye karışmayan bir anlayışa evirildi.

Yapılan yanlışlara karşı yapıcı bir muhalefetle yöneticileri uyarmaya çalışanlar, ‘biz varken size ne gerek var!’ duvarına tosluyorlar. Bu yöneticiler, İslami bir hassasiyet taşıdıklarını iddia ediyor ve eğer yapılan münkeratlara karşı gelinebilseydi, kendilerinin geleceklerini iddia ediyorlar. Yanlış icraatları ve politikaları eleştirince hain damgası yememeniz işten bile değil.

İktidarların istediği ideal toplum, afyonlaştırılmış kitlelerin olduğu, itiraz hakkını kullanmayı aklından bile geçirmeyen bir toplumdur. Gelinen nokta itibariyle Türkiye’de din, Karl Marx’ın “halkın afyonu” olarak nitelediği, Merhum Ali Şeriati’nin “şirk dini” olarak tasvir ettiği bir çizgiye ‘yeniden’ geldi. Hem de çıkış noktaları itibariyle İslam’ın devrimci söylemlerini kullanan muktedirlerin eliyle…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir