Tavırsız Müslümanlık!

01 Kasım 2017 Çarşamba, 13:50

Müslüman olmak tavır sahibi olmaktır. Allah’a teslim olmanın gereği, peygamberlerin cahili toplumlar ve yönetimler karşısında takındıkları tavrı göstermek ve bu konumda sebat etmektir. Kısa bir süreç içerisinde imtihana tabi tutulmak, vaktimizin az işimizin çok olduğunu gösteriyor.

Son zamanlarda Türkiye Müslümanlarının devletçi akılla savrulmaları, Müslümanca duruşu Milli duruşa feda etmeleri Müslümanların eksikliklerini daha iyi görmemize vesile olmuştur.

Türkiye Müslümanlarına genel bir bakışla bu gün elde bulunan gençliği, bir turnusol kâğıdı görevi görmektedir. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözünü hatırlayıp işin sonuna bakmakta yarar var. Gençliğimiz yapılan cümle işlerin en güzel aynasıdır, bir sonuçtur.

Köşeleri kapmaktan kitap okumaya fırsat bulamadığımız zamanları yaşamaktayız. Bilgi eksikliği olunca fikir üretmek, fikir yürütmekte olmayacaktır. En büyük fakirliğimiz, fikirsizliğimizdir. Fikir yoksunu olmaktan daha büyük bir yoksulluk olamaz.

15 Temmuz bizim için neyin miladı oldu? Sanırım bunun üzerine gereği kadar durulmadı, durulmuyor. Bir geleneğin bir düzenin bitişi aynı zamanda diğerinin, yeni olanın da başlangıcıdır.

Türkiye Müslümanlarının yeni bir başlangıç gibi dertleri, meseleleri, plan/program/projeleri var mıdır? Fikriyat anlamında duvara toslamış bir psikoloji halini yaşıyor gibiyiz. Düşüncesi olmayan bir topluluğun projesi hiç olmayacaktır.

Tabulardan kurtulmak yerine yeni tabular icat ediyoruz. Kurtulmak, kurtuluş mücadelesi, düşüncesi/derdi tutsaklar için söz konusu olan bir durumdur. Tutsak olduğumuzu kabullenmiyoruz, içerden ve dışardan nasıl kuşatılmış bir halde olduğumuzu görmek istemiyoruz.

15 Temmuz sonrasında gerçek anlamda irticanın hortladığını bir türlü göremiyoruz. Milliyetçilik şemsiyesi altında cem olarak, aklı rafa kaldırıp katı muhafazakârlık ve cahili dönemin ne kadar hurafesi varsa yeniden canlandırma çılgınlığına topyekûn kapılmış durumdayız.

Birlik ve beraberliğe sonuna kadar evet, fakat “hangi çerçevede ve neyin çevresinde gerçekleşecek olan birlik?” sorusunu sormadan gerçekçi hedeflerden bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Müslümanların vahdeti gerçekleştirmek “putları/tabuları” kırmak, yıkmak gibi bir sorumlulukları olmasına rağmen özgürlükler yolunda değil yeni tutsaklıklar, yeni zindanlar oluşturma yoluna girdikleri görülmektedir.

Peygamberi tavrın bir ibadet olduğunu unutuyoruz. Tavır olmadığı için izzet ve onurlu bir yaşam beklentimiz de boşa çıkıyor. Coğrafyacılık, tarihçilik, gelenekçilik zindanından çıkmak yerine, kendi ellerimizle bu zindan duvarlarını tadilatla, sağlamlaştırmakla, yeni katmanlar eklemekle meşgulüz.

Peygamber, bizim gibi düşünüyor olsaydı, değil Arap yarımadasını aşmak, Hira mağarasından bile çıkmaz, ömrünün sonuna kadar mağarada kalırdı.

Hür tefekkür ve özgürlükçü eylemlerde bulunacak olan toplum meydana gelmeden başka şeylerin gelmesini beklemek hayal değil rüyadır. Özellikle Müslümanların bu rüyadan artık uyanmaları gerekiyor.

İslam’ın yetiştirdiği ilk dönem devrimci tevhidi kuşak örnekliğini kendisine rehber edinecek, her türlü zindanlardan azade, özgürlük yolunda onurlu tavrı göstererek yürüyecek olan gençlere selam olsun.

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.