Saldırganlar ve Yeni Müfredat

08 Eylül 2017 Cuma, 11:17

Milli Eğitim Bakanlığının hazırlamış olduğu yeni müfredat son günlerin tartışma fitilini ateşlemiş görünüyor. Son derece makul ve anlaşılır olan bu yeni müfredat eksiklikleriyle birlikte gecikmiş bir adım olsa da takdir edilecek bir gelişmedir.

Bu ülke de yüz yıldır” cihad, tesettür” gibi Müslümanların hayati vecibelerinin müfredatta yer almaması büyük sorunlara yer açmaktaydı. Okulda ve camide “cihad, tesettür” gibi konuların anlatılması, bahsedilmesi katı ideolojik ulusalcı Kemalist sistem tarafından yasak kılınmıştı.

Sebepsiz yere yasak konulmaz, elbette bir takım hedefler vardı. Çünkü cihad ve tesettür İslam toplumunu ayakta tutan iki ana kolondur. Yeni Dünya Düzenine sıkıntı oluşturacak olan her ne varsa hepsinin bir şekilde devre dışı bırakılması, yasaklanması ve yumuşatılarak içinin boşaltılması gerekiyordu.

Ulusalcı solcu kesim bu ülke de yıllarca başörtüsünü yasaklamış, dairelere başörtülü memur alımını yasaklamış, okullara öğrencilerin başörtüleriyle girmelerini yasaklamıştı. Aynı şekilde HDP zihniyeti de yerelde geleneksel anlamda başı kapalı kadınları propaganda aracı olarak vitrinlerde kullanırken, onlara “namus kâbustur!-kimsenin namusu değiliz!” pankartları açtırarak aslında kendilerine verilmiş bir görevi üstleniyordu.

Fetö ele başı Fethullah Gülen ise gizli emellerine ulaşabilmek için bu halkın samimi, saf insanına “başörtüsü teferruattır!(üniversiteye başınızı açıp girebilirsiniz), TSK da varlığınızı tehlikeye sokmamak için eşlerinizin başını açın!” talimatları vererek bu ana kolonu içerden çürütmeye çalışıyordu. Plan güzel yapılmıştı, içerden ve dışardan.

Bu ülke de Cihadı yok etme görevi ise diyanete verilmişti. Bir takım tarikat, cemaat çevreleri de bilinçli-bilinçsiz bu görevi adeta gönüllü olarak üstlenmişlerdi. Dünyanın yarısı kan revan halde, insanlığın feryatları vicdanları titrettiği zamanlarda bile “camide görev yapan imamlar ve bir takım tarikat cemaat liderleri” cihadı ağızlarına almamak için bin bir türlü hikâyeler, efsaneler, menkıbelerle adeta halka narkoz aşısı yapıyorlardı. Bu narkozu yiyen özellikle Müslüman gençler kedi gibi ürkek, korkak, efkârlı birer divane görünümünde büyüyorlardı.

Antiemperyalist, anti Siyonist bir duruş olmaksızın Müslümanlığı sürdürme delaleti veya cehaleti içerisinde yetişen bir nesil meydana getirme çalışması yapılıyordu. Çünkü Müslüman halk “evliyaların bir duasıyla ABD yerin dibine geçer” efsanesine inandırılıyordu.

Diğer taraftan yine emperyalistlerin kendi emellerine hizmet için kurdurdukları İşid/Deaş görünümlü yapılar ise masum insanları katlederek ve bu katliamlarını uluslararası tetikçi medyalara servis ederek Cihad yaptıklarını savunuyorlardı. Onlarda bu şekilde cihadı karalayarak, yaralayarak darbe indirmiş oluyorlardı.

Bu gün Milli Eğitimin yeni müfredatından son derece rahatsız olmuş, uykuları kaçmış olanlar emperyalistlerin kuyruklarıdırlar. Canlılar kuyruklarını dengede kalabilmek için kullanırlar. Emperyalistlerin dengesini bozacak icraatlar yapıldığı zaman hemen bu kuyruklar devreye girer. Dengede durabilmek için var güçleriyle yapılan yeniliklere karşı çıkarlar saldırganlaşırlar.

Şimdi bilgiyi doğru bir şekilde elde etme imkânı sunulmuştur, bu yenilik son derece gerekli ve önemli bir ihtiyaçtı. Doğru icraatları takdir etmek insan olmanın gereğidir. Desteklemek ve sahip çıkmak ise Müslüman olmanın gereklerindendir. Kendinize neyi yakıştırıyorsanız onu yapmakta serbestsiniz. Her sözünüz ve eyleminiz kimliğinizi tamamlar. Amacınızın sizi var etmesi ya da yok etmesi tercihlerinizin getirdiği sonuç olacaktır.

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.