Öncelikli İhtiyacımız Özgür İnsandır

17 Eylül 2017 Pazar, 14:06

Hızla büyüyen şehirler, büyüdükçe beliren tehlikeler ve yok olmakla yüz yüze kalan insanlığımız. Modern şehir hayatı insanı kuşatır, zorlar, ezici yapısıyla yaşamı başkalaştırır.

Fıtratın tersine zorlayarak fertleri insanlıktan çıkarır.
Zorlamanın sınırları buraya kadardır. İnsanlıktan çıkan bir fert için artık zor yoktur, zorlanma yoktur. “Su akar yatağını bulur” misali her kaba göre şekil alan, şekillenebilen esnek, kırılganlığını yitirmiş, direnme dermanı olmayan bir tasarım vardır. Tasarlanmıştır, artık her durumda yorgun ve durgundur, talimat bekleyen köledir.

Şehir hayatında insandan ziyade personele, elemana ihtiyaç vardır. İnsan olmanız size her hangi bir özellik katmıyor, insan olduğunuz için değer görmeyi beklememelisiniz. Kabul görmek için önce insanlıktan istifa etmeniz gerekiyor. İnsanlıktan kaçamayanlar modern dünyaya sığınamazlar. Hedef insan olmak değil de büyük olmaksa insanlığın değerleri anlamında ne varsa koşarak kaçmalısınız! İnsan kaldığınız müddetçe kaybetmeye mahkûmsunuz.

Modern zamanların en iyi niyetli fertleri bile “bu zamanda dürüst adam iş yapamaz” şok edici ifadeyi çok rahat bir şekilde kullanabilmektedir. “Filanca kişi çok iyidir, fakat bu zamanda fazla iyi olmayacaksın” gibi örneklere sıkça rastlamak mümkündür.
Globalleşen dünyada insan profilinin uyumlu olması gerekiyor, her şey demokrasiye elverişli bir insan meydana getirebilmek içindir. İnsanlıktan çıkmadıkça demokrasiye uyumlu hale gelinemeyecektir. Modern dünyanın makbul vatandaşı olmak için öne sürülen birinci temel şart insanlıktan çıkmanızı gerektiriyor.

İnsan asidir, kendisine isyan etme, itiraz etme, seçme, tercihte bulunma, dirayet gibi yüksek özellikler verilmiştir. Zamanla bu özelliğini kaybeden insan, kralların, hanedanların kölesi konumuna düşmüştür. Tarih boyunca gelen peygamberler insanlığa özgürlüğü yeniden hatırlatmış, fıtrata dönüş hareketini başlatmışlardır. Bundan dolayı peygamberler kendi dönemlerinde isyancı, asi olarak nitelendirilmişlerdir.

Özgürlük insanın köle edildiğini kabul etmesiyle başlar ki bu tüm düzenler için tehlikeli bir kabuldür. Modern zamanlar insana sürekli midesini hatırlatır. Kalbini, vicdanını unutturur. Gökyüzünü, ufukları, dağları, geniş ovaları görmekten mahrum olan insanın dünyası beton perdelerle çevrelenmiştir. Kalabalıklar içinde yalnızlık şiirleri bu acıyı ifade eder.

İyi haber almış adamın yüzünü sadece takvimin 15. Yaprağında görmek mümkün oluyor ve bu hal en fazla birkaç gün devam edebiliyor. Hiçbir şekilde onurlu yaşam sebeplerini sayamıyoruz. Varlığımızı mideleri dolduracak, konforu sağlayacak maddelere armağan ediyoruz.

Gelen turistleri Amerikan doları simgesinden ibaret gören zihniyetin Somuncu Baba’yı iyi bir reyting, reklam malzemesi olarak tüketmesi gayet normaldir. Tükettiğin ölçüde makbul karşılanırsın. Artık Somuncu Baba filmi hayalleri bitmiştir, uzun yıllar kimse buna cesaret edemez. Dedemin anlattığı hikâyelerden senaryo devşirip “bunu tüketin, bunu tüketin” diye bağırırsan sonuç tükeniştir, yok oluştur, başka bir şey beklemenin beyhude olacağı kaçınılmazdır.

Özgürlük olmaksızın hiçbir şey olamaz. İnsan özgür olursa insandır ve insanlık beklenebilir. İnsanlıktan firar eyleyen toplumların, kadroların üreteceği şeyler sadece modern zamanın ferdine hizmet eder. Kitlesel tüketim çağında verebileceğimiz en büyük mücadele insanı özgürlüğe razı etmek olacaktır. Özgürlüğü benimseyen fertlerden insani faaliyetler bekleyebiliriz.
Köleler ise sadece ötekine çalışır, ötekinin emriyle tasarlanmış bir yaşamı sürdürmek zorundadır. Böylesine vicdanı yok olmuş, insani duyguları körelmiş bir toplulukta “neden sende bizim gibi köle kadrolarında yer almıyorsun” düşmanlığından başka bir tepki göremezsiniz.

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.