15 Şubat 2020 Cumartesi, 13:54
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN ahmet@bizimaksaray.com Tüm Yazılar

Ölüm Gelmiş Cihane Corona Virüs Bahane

İlk olarak 1960’lı yıllarda görülmeye başlayan Corona Virüsün, Çin’in Hubei Eyaleti, Wuhan Şehrinde yeniden ve belki de geçmişe oranla daha güçlü bir şekilde ortaya çıkması son zamanlarda birçok insanı tedirgin etti. Akciğer hastalığına neden olabilen ve tedavi edilmediğinde ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu gibi hastalıklara yol açan Corona virüsü hakkında herkes bir şeyler söyleme […]

İlk olarak 1960’lı yıllarda görülmeye başlayan Corona Virüsün, Çin’in Hubei Eyaleti, Wuhan Şehrinde yeniden ve belki de geçmişe oranla daha güçlü bir şekilde ortaya çıkması son zamanlarda birçok insanı tedirgin etti.

Akciğer hastalığına neden olabilen ve tedavi edilmediğinde ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu gibi hastalıklara yol açan Corona virüsü hakkında herkes bir şeyler söyleme telaşı içerisinde.

Haber bültenlerinde, internet sayfalarında her geçen gün biraz daha çoğalan ölüm haberleri; “Acaba sıra ne zaman bize gelecek? Beni de, sevdiklerimi de yaşamdan koparacak mı bu virüs?“ gibi kaygıları da beraberinde getiriyor.

Adeta dağın tepesinden yuvarlanmaya başlayan bir kartopu gibi, her geçen zamanda gittikçe büyüyen, bir çığ halini alan Corona Vebası ile karşı karşıyayız.

En iyimser tahminler, bu salgın ile ilgili tedavi ilaçlarının 1,5 yıl içerisinde üretilebileceği yönünde. Yani on binlerce insanın bu veba nedeniyle ölebileceği, milyonlarca insanın bu salgından etkilenebileceği söyleniyor.

Corona virüs salgınının biyolojik bir silah olarak kullanıldığını söyleyen komplo teorilerini bir kenara bırakırsak, ölüm duygusunun vermiş olduğu ızdırap ile çareler arıyoruz çağın bu korkunç vebasına.

Hayat ne garip…

İnsanoğlunun şu serencamına bakar mısınız!

Bir aralar tifoya, kızamığa, vereme çareler arıyorduk.  Sonraları kansere, domuz gribine… Şimdilerde Corona virüse karşı astronomik bütçelerle, en sert önlemlerle çözüm yolları bulmaya çalışıyoruz.

Elbette ki yapacağız tüm bunları. Elbette ki önlemler, tedbirler olacak.

Ama gerçek şu ki ölümün hakikatini hiç birimiz hiçbir şekilde değiştirmeye yahut ötelemeye güç yetiremeyeceğiz.

“Ölümün sizi nerede beklediğini bilemezsiniz” diyor Montaigne. “İyisi mi biz onu her yerde bekleyelim…”

Her doğan insan, doğum mucizesiyle başlamıyor mu ölmeye?

Bahanesi bin bir türlü ama gerçek o kadar yalın, o kadar belirgin ki görmek isteyen gözler için…

“Ölüm gelmiş cihane, baş ağrısı bahane…”

Araştıradursun bilim insanları Corona virüsün panzehirini… İnsan daha çok yaşamak, daha geç ölmek için uğraşa dursun… Depremler, doğal afetler, cinayetler, savaşlar…

Ne yaparsak yapalım, nasıl önlemler alırsak alalım, görüyorsunuz işte geçemiyoruz önüne ölüm gerçeğinin.

İnsan doğduğu gün başlıyor ölmeye.

Ve saat yaklaşıyor…

Latinler, eskiden saatlerinin üstüne şöyle yazarlarmış;

“Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür…”

Öldüren sonuncuya kadar yaralana yaralana geçiyor zaman. Kader, mukadderat dedikleri de bu olsa gerek.

Ölümün tek gerçek, yaşamın ise bir rüya olduğu bu hayattan, sonsuz bir hayata geçip giderken yaratıcıya ve insanlara karşı sorumluluğumuzun bilincinde olmak ve bunun gereğini yapıyor olmak en soylu görevimiz.

Şimdi söyleyin bakalım;

Kim kazandı?

Kardeşi Habil’i öldüren Kabil mi?

Atom bombasını Hiroşima’ya atan mı?

Aylan bebeği Akdeniz’in tuzlu sularında ölüme terk eden emperyalist dünya mı?

Kim kazandı?

Everest’in tepesine ilk kez varan mı?

Doksanıncı dakikada maçı alan mı?

Diriler mi, ölüler mi?

Çobanlar mı, sürüler mi?

Efendiler mi, köleler mi?

Kim kazandı?

Onulmaz dertlere devalar arayan mı?

Herkes kaybetti;

ÖLÜM kazandı…

Ahmet DUMAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir