Son Dakika
30 Mart 2020 Pazartesi
09 Eylül 2019 Pazartesi, 14:58
Mustafa Bilgiç
Mustafa Bilgiç huseyni2006@hotmail.com Tüm Yazılar

Muhafazakar Mahallenin İki Yüzü – 3

İslamiyet bundan 1400 küsur yıl önce Arap yarımadasında insanlığın üzerine bir özgürlük güneşi olarak doğmuştur. İslam bir özgürlük hareketiydi. Ezilenlerin, sömürülenlerin, kölelerin, hakkı gasp edilenlerin, kadınların ve diri diri toprağa gömülen küçük kız çocuklarının feryadına İslamiyet izzet ve merhametiyle yetişmişti. Güçlünün zayıflara olan tahakkümü, kölelere yapılan insanlık dışı kötü muameleler İslam’ın doğuşuyla karanlıklar gibi çekilip […]

İslamiyet bundan 1400 küsur yıl önce Arap yarımadasında insanlığın üzerine bir özgürlük güneşi olarak doğmuştur. İslam bir özgürlük hareketiydi. Ezilenlerin, sömürülenlerin, kölelerin, hakkı gasp edilenlerin, kadınların ve diri diri toprağa gömülen küçük kız çocuklarının feryadına İslamiyet izzet ve merhametiyle yetişmişti.

Güçlünün zayıflara olan tahakkümü, kölelere yapılan insanlık dışı kötü muameleler İslam’ın doğuşuyla karanlıklar gibi çekilip yok olmuştu.  Tarihte yaşanmış olan bu gerçeklik bize İslam’ın kurtuluş ve özgürlük dini olduğunu göstermektedir.

İlk dönem İslam tarihinde net bir şekilde görülmektedir ki özgürlük için İslam’a sığınmak gerekiyordu. Özgürlüğe giden yol İslam’a sığınmaktan geçiyor.

İslam’a bir kez sığınmış olan köle, kırbaçların şakırtısı altında inlese de, vücudu paramparça edilse de, gün boyu kızgın kumlar üzerinde dağlansa dahi artık o, özgürlük yoluna girmiş, özgürlüğü tatmış ve onu, bu girdiği yoldan kimse geri döndüremeyecekti.

Yani bu işler kıvraklık yaparak, iki iple oyun cambazlığıyla değil, bizzat bedel ödeyerek oluyordu.

Türkiye Muhafazakârlığının sürekli ve ısrarlı bir şekilde dilinden düşürmediği “maneviyat” vurgusu, geldiğimiz 40 yılın sonunda “şekilcilik haricinde” neredeyse elde var sıfır noktasında bulunmaktadır. Bu durumda “neyin muhafaza edildiği” sorusu acil cevap bekliyor. Çünkü 30 yıl boyunca maneviyattan dem vuranların son 15 yıl içerisinde tamamen sekülerleştiğine üzülerek şahitlik ettik.

İslamcıların sınırları aşan evrensel “kardeşlik, özgürlük ve tevhit mücadelesi” anlayışına daima mesafeli duran muhafazakârın ulusal sınırları muhafaza konusunda geldiği nokta kötürümlüğün ve tükenmişliğin seviyesini ele vermektedir.

Aydınlanma, merak, hayret ve yenilikleri donduran bir hal ile eskinin efsane, batıl menkıbe rüyaları bırakınız gelecek nesilleri artık bugün bile hiç kimsenin dikkatini cezbetmiyor. Sonuç olarak muhafazakârın elinde kuru bir asabilik kalıyor.

Bir zamanlar Atatürkçüler ve Atatürkçülükten geçinenlerin tipik bir refleksleri vardı, “Yunanistan’dan tutun da İran’a kadar tüm komşular düşman, hepsinin hedefi Türkiye Cumhuriyetini yıkmak” idi. Hayretle görüyoruz ki bugün muhafazakârlar da aynı durakta mola vermiş görünüyorlar. Atatürkçüler geçmiş dönemlerde İslamcı-muhafazakâr ne varsa hepsini bir kefeye koyup Ortadoğu ülkeleriyle iliştirerek “İrtica” propagandası yapıyorlardı. Bugün muhafazakârın tipik tepkisi bunun fotokopisidir, ruh ikizidir. Bir yerde maytap patlasa bunu “dış güçler, lobiler…” vesaireye mal etmekte oldukça acilci bir hal sergilemektedirler.

Yola maneviyat diye çıkarak her tarafı betona çeviren, bir lokma bir hırka diyerek kapitalizmin kitabını yeniden yazan, fakir fukaraya sabır telkin edip kendileri lüks rezidanslarda yaşayarak ihale peşinde koşan ne çok muhafazakâr oldu, çevremiz bu profillerle dolu.

Hz. Ömer sözleriyle batıya, batılıya adaleti pazarlarken kendi yanında çalıştırdığı işçisine her türlü Yezidliği reva gören yine bizim Türkiye muhafazakârlarıdır. Farz edin ki İslamcı sınırlar içinde görünüyor olsun bu kişilikler muhafazakâr kanı taşımaktadırlar.

Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu,
Gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!” bu iddialı sözü kullanan siyasetçi, işadamı kim olursa olsun ibretle takip edip beklemeli ve trajik sonu görmeli, kesin muhafazakârdır.  

Muhafazakârın mesaj derdi yoktur, daha çok sahip olma ve yönetme aşkı vardır, vesselam.

Mustafa BİLGİÇ

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir