09 Mayıs 2020 Cumartesi, 15:48
Mehmet Ata BOZKURT
Mehmet Ata BOZKURT mebomab@gmail.com Tüm Yazılar

Konvansiyonel Sigorta ve Tekafül Karşılaştırması-1

Sigorta; sigortacının, bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısıyla bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üstlendiği bir akittir.[1] Bir başka ifade ile Sigorta, […]

Sigorta; sigortacının, bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısıyla bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üstlendiği bir akittir.[1] Bir başka ifade ile Sigorta, aynı türden tehlikeyle karşı karşıya olan kişilerin, belirli bir miktar para ödemesi yoluyla toplanan tutarın, sadece o tehlikenin gerçekleşmesi sonucu fiilen zarara uğrayanların zararını karşılamada kullanıldığı, bir risk transfer sistemidir. Bu sistem sayesinde kişiler, karşı karşıya bulundukları tehlikelerin neden olabileceği, parayla ölçülebilen zararlarını, nisbeten küçük miktarlarda ödemiş oldukları primler yoluyla paylaşmaktadırlar.[2]

Yukarıda tanımı yapılan sigorta işleyişinden dolayı İslam Alimleri arasında tartışma konusu olmuştur.

Çağdaş araştırmacılar sigorta konusunu incelemiş ve dinî hükmünü açıklamaya çalışmışlardır. Sosyal sigortalar ve karşılıklı sigortanın caiz olduğu konusunda bu bilginler ittifak etmekle birlikte, ticarî sigortanın hükmü konusunda görüş ayrılığı içerisindedirler. Ticarî sigortanın hükmü konusunda üç ayrı görüş bulunmaktadır:

1. Birinci görüşe göre, ticarî sigortaların hiçbir çeşidi caiz değildir. Zîra ticarî sigortada bilinmeyen unsurlar bulunmakta, bu işlem kumar veya müşterek bahse benzemekte, faiz içermektedir. Ayrıca sigorta haksız tazmindir. Sigorta akdi, güvence gibi objektif olmayan bir şeyin satışıdır. Sigorta ve özellikle hayat sigortasında takdir-i ilâhîye meydan okuma vardır. İslâm’ın yasakladığı bu unsurları taşıyan sigortanın da haram olması gerekir. Buna göre, sigortacının prim, sigortalının da tazminat alması caiz değildir.

2. İkinci görüşe göre, hayat sigortası caiz değildir; mal ve eşya sigortası ise esas itibariyle caiz olmakla birlikte, dinen hoş değildir. Ayrıca faiz esasına dayanan sigortalar caiz değildir.

3. Üçüncü görüşe göre, sigortayı yasaklayan kesin bir nass bulunmadığından, faiz karışmaması ve genel ahlâka aykırı olmaması şartıyla sigortanın bütün çeşitleri caizdir. Zira akitlerde asıl olan, yasaklayıcı bir nass bulunmadığında helal olmasıdır.[3]

Geleneksel/konvansiyonel sigorta İslam alimleri tarafından kumar ve bahis, garar ve cehalet, faiz ve riba içerdiği söylenerek caiz görülmemiştir.

Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Diyanet İşleri Yüksek Kurulu geleneksel/konvansiyonel sigortayı yaptığı açıklama ışığında caiz görmüştür.[4]

İslam alimleri geleneksel/konvansiyonel sigortayı kumar ve bahis, garar ve cehalet, faiz ve riba içerdiğinden dolayı eleştirmişlerdir. Bahse konu olan eleştiriler şunlardır:

1- Garar ve Cehâlet

Birincisi; Bu bilginlerin temel dayanağı şu iki nasstır. Biri, Kuran’daki bâtıl yoldan kazanç elde etmeyi yasaklayan ayetler, diğeri ise Hz. Peygamber’in (s.a.v) “kendisinde garar olan alış-verişi yasakladığı” hadistir. Genellikle sigorta, hadislerde ve İslâm fıkhında sonuçlarında talih ve tesadüf yer alan yani garar içeren sözleşmelere kıyaslanır.

İkincisi; Bu bilginler; klasik eserlerde mevcut olan bu temel anlayışlardan hareketle sigorta sözleşmesinin iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğunu, klasik eserlerdeki talih ve tesadüfe bağlı sözleşmelere kıyasla sigortanın garar ve cehâlet vasfı taşıdığını ileri sürerler. Zira sigorta sözleşmesinde sigortalının ne zaman öleceği, ne kadar sigorta primi ödeyip ne kadar sigorta bedeli alacağı, akde konu olan tehlikenin (rizikonun) ne zaman gerçekleşeceği gibi hususlar itibariyle meçhul unsurların varlığını delil gösterirler. Bu sözleşmede “riziko gerçekleşmediği takdirde sigortalının ödediği primlerin karşılıksız kalacağını, keza sigortalı sözleşme anında rizikonun gerçekleşmesine bağlı sigorta bedelini ve miktarını bilmediğinden, bedeli elde etme ve tarihi konusunda belirsizlik olduğunu savunurlar. Ayrıca sigortalının senelerce prim ödemesine rağmen sigorta edilen tehlike gerçekleşmediği için hiç bir karşılık alamadığını, bu durumda ise sigortalı zarar etmiş olurken sigortacının kâr etmekte olduğunu söylerler. Diğer taraftan sigorta sözleşmesini yapıp bir kaç prim ödedikten sonra sigortalanan tehlike gerçekleşirse, sigortalının, ödediğinden fazla sigorta bedeli almakla kâr elde etmiş olacağını yani verdiği primlerle kıyaslanmayacak şekilde fazla bir karşılık almış olacağından bunun da haksız kazanç olduğunu savunurlar. Sigortacı, sigortalının ne zaman rizikoya uğrayacağını bilmediğinden, sigorta şirketinin elde edeceği primlerin miktarı konusunda belirsizlik bulunduğunu ifade ederler. Sigortacı elde edeceği primlerin ve ödeyeceği sigorta bedelinin miktarını bilmemekte olduğunu, keza sigorta bedelinin ancak sigorta riskinin gerçekleşmesi durumunda söz konusu olacağını, riziko gerçekleşmediği takdirde söz konusu olmayacağını ileri sürerler. Sigortalı, primleri sigorta bedeline karşılık olarak öder, bu bedel ise olması muhtemel olan bir rizikoya bağlanmıştır. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen tehlikeler üzerine yapılacak sözleşmeler ise bâtıl veya fâsittir.

Sigortalının vereceği primler bazı sigorta çeşitlerinde belirlenmişse de şirketin ödeyeceği sigorta bedelinde cehâlet ve ihtimalin bulunduğunu söylemektedir.  Bahsi geçen bu sebeplerle bilginler,  taraflardan birinin edim yükümlülüğünün şansa bırakılmış olduğunu yani, riziko gerçekleştiği takdirde sigorta ettirenin ödediği primlerden daha yüksek bir meblağ alacağından kazançlı çıkacağını, sigortacının ise zarar edeceğini; aynı şekilde riziko gerçekleşmediği takdirde ise primler sigortacının elinde kaldığından kârlı çıkacağını, sigorta ettirenin ise ödediği primler boşa gideceğinden zarara uğrayacağını ileri sürerek sigorta sözleşmesini, taraflardan birine kazanç diğerine kayıp şansı sunacağından (alettoire) bir tür şans oyunu,  kumar olarak görürler. Taraflardan biri için kazanç diğeri için kayıp şansı bulunan böyle bir sözleşmeyi, klasik akit yapılarına ve ölçülerine göre, İslâm dininin garar ve cehâlet içerdiği gerekçesiyle yasakladığı sözleşmeler içerisinde değerlendirirler.

Üçüncüsü: Sigorta sözleşmesi hakkındaki tartışmalar daha çok bu sözleşmenin konusu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Konu, sözleşmenin türüne göre, farklı yapı ve mahiyette olup sözleşme hüküm ve sonuçlarının kendisinde ortaya çıkıp gerçekleştiği şeydir. Akde konu olabilecek satılan şeyde (mebi’de) bulunması gereken şartlar vardır. Satılan şey, satanın mülkü olmalıdır. Teslim edilebilir ve satıcı da sattığını teslim etmeye muktedir olmalıdır. İslâm hukuk doktrininde, “ma’dumun” yani sözleşmenin yapıldığı anda mevcut olmayan, teslimi mümkün olmayan şeyin sözleşme konusu olamayacağı prensibi hâkimdir. Ayrıca iki tarafa borç yükleyen (ivazlı) sözleşmelerde karşılıklı edimlerde denklik gerekir. Bu bilginler sigortanın ivazlı oluşunu çoğunluk itibariyle kabul etmişler, sigortacı edimi hususunda bazıları sigorta bedelini bazıları sigorta himayesini ivaz olarak göstermişlerdir. Sigortada primlerin karşılığı olan edimin güven yani sigorta himayesi görülmesini doğru bulmamışlardır. Güvenin kendisinin teslim alınıp teslim edilmesini, birinin mülkünden diğerinin mülküne nakledilmesini mümkün görmemişlerdir. Bu bilginler, bu işin alternatifi varken, fahiş cehâlet ve gararla beraber ticârî sigortaların cevazına mahal ve zaruret olmadığı görüşündedirler. Konu İslâm dünyasında çeşitli vesilelerle ele alınmış, her toplantıda sigortada garar ve cehâletin varlığında ittifak edilmesini de delil göstermişlerdir.


[1] Türk Ticaret Kanunu Madde 1263

[2] https://www.tsb.org.tr/turkiyede-sigortacilik.aspx?pageID=439

[3] https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/3656/sigortanin-dini-hukmu?enc=QisAbR4bAkZg1HImMxXRn2t8ij%2BeDtMkJdRGirgyeb8%3D

[4] https://kurul.diyanet.gov.tr/Karar-Mutalaa-Cevap/3656/sigorta

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir