12 Mayıs 2020 Salı, 14:43
Mehmet Ata BOZKURT
Mehmet Ata BOZKURT mebomab@gmail.com Tüm Yazılar

Konvansiyel Sigorta ve Tekafül Karşılaştırması-2

Ribâ ve Fâiz Sigorta sözleşmesinde ribâ ve fâiz unsuru bulunduğu iddiasını ileri sürenler görüşlerini şu şekilde gerekçelendirirler: Sigorta sözleşmesi, ivazlı karakterde iki taraflı, karşılıklı borç doğuran irâdî bir sözleşmedir. Bu takdirde, sigortada, sözleşme konusunun ve karşılıklı bedellerin ne olduğunun belli olması ve bu bedeller arasında denklik olması gereklidir. Sigorta sözleşmesinde karşılıklı edimler, sigorta primi ile […]

Ribâ ve Fâiz

Sigorta sözleşmesinde ribâ ve fâiz unsuru bulunduğu iddiasını ileri sürenler görüşlerini şu şekilde gerekçelendirirler: Sigorta sözleşmesi, ivazlı karakterde iki taraflı, karşılıklı borç doğuran irâdî bir sözleşmedir. Bu takdirde, sigortada, sözleşme konusunun ve karşılıklı bedellerin ne olduğunun belli olması ve bu bedeller arasında denklik olması gereklidir. Sigorta sözleşmesinde karşılıklı edimler, sigorta primi ile sigorta bedeli olup bu sözleşme paranın parayla satımı şeklinde algılanmıştır. Bu iddia sahiplerine göre sigorta sözleşmesinde, sigortacının sigortalıya ödediği primlerden daha fazla miktarda para vermesi halinde fazlalık fâizi (rib’el-fazl), buna eşit miktarda bir ödeme dahi yapsa aradaki gecikmeden dolayı gecikme fâizi (rib’en-nesie) söz konusudur. Yine bu bilginlere göre; sigortada mevcut bulunan fâiz unsurunun, karşılıklı bedellerden birinin sigorta primi diğerinin sigorta güvencesi olduğu gerekçesiyle, iki farklı cins arasında gerçekleştiği ileri sürülerek kapatılmak istendiğini, hâlbuki güvencenin taksitlerin karşılığı olmadığını, hiç bir sigortalının yalnız güvence karşılığında primleri ödemeye razı olmayacağını ileri sürerler. Bu güvence, sigorta bedelinin verileceğine dair güven şeklinde düşünülebilir ki o da karşılığın tazminat olmasını gerektirir.  Sigortada, sigorta bedeli primlerin karşılığıdır. Bu takdirde güven, bu sözleşmenin semeresi olup bireyi bu sözleşmeyi yapmaya sevk eden bir etkendir. Ama sözleşmenin konusu değildir. Klasik fıkıh doktrininde mevcut sözleşmeler içerisinde güven olan bir sözleşme çeşidinin olmadığını da ifade ederler.

Bu bilginler;  sigortacı şirketin, topladığı primleri fâizde değerlendirerek sigortalılara sigorta bedeli olarak vermekte olduğunu ileri sürerler.  Bu durumda sigortada, sigorta bedelinin, primlerden fazla olan meblağı kâr olarak düşünmenin de doğru olmadığını, zira şirkette kâr, sözleşmede yüzde olarak konulmalı, fiilen gerçekleştiği takdirde sözleşmede belirtilen oranlarda sigortalılara yansıtılmalıdır. Ancak sigortada, sigorta bedeli başlangıçta belirlenmekte, sigortalı, sigortacı hiç kâr etmese dahi riziko gerçekleşince başlangıçta belirlenen bu sigorta bedelini almaktadır. Bu fâiz değil de nedir diye de sormaktadırlar? Yine sigorta sözleşmesinde fâiz kavramı yerine, kâr kavramı kullanılarak bu vasfın yumuşatılmak istenmekte olduğunu, hâlbuki ekseri sigorta şirketlerinin işlemlerini bankalar aracılığı ile yürüttüğünü, acentelerin yanında bankaların da belli bir komisyon aldıklarını ki bunun bir tür fâizli işlem ve sömürü aracı olduğunu da ifade ederler. Sigorta sözleşmesinde taraflar arasında gönül rızasının oluşu ve iki taraf için de maslahatın mevcudiyeti halinde fâizli muamelelere ruhsat verilmesinin, fâizli bankalarla muamelenin de mubah sayılmasını gerektireceğini, zira banka işlemlerinde de tarafların rızasının mevcut olduğunu, bu durumun rızanın bulunduğu her sözleşmede fâizin helal olabileceği sonucuna götüreceğini, maslahat olmadan zaten sözleşme yapılamayacağını, bazı maslahatlar dolayısıyla bir kısım fâizli muamelelere müsaade edilmiş olmasının, maslahatın bulunduğu her yerde fâizli muamelelere ruhsat verilir hükmünü gerektirmeyeceğini savunurlar. Görüldüğü gibi İslâm hukuk bilginleri, sigorta sözleşmesinde İslâm’ın haram kıldığı  garar ve cehâlet ile ribâ ve fâiz gibi sözleşmeden ayrılmayan (lazım) vasıfların varlığını iddia edip alternatif olarak özgün İslâmî kurumların teşekkül edilebileceğini öne sürerek, sigorta sözleşmesini şans ve tâlihe bağlı sözleşme sayıp haksız kazanca yol açabileceği endişeleriyle fâsid veya bâtıl görüp meşru saymamaktadırlar. [1]

Bu tartışmalar, eleştiriler günümüzde de halen sürmektedir. İslam alimlerinin geleneksel/konvansiyonel sigortacılığı uygun bulmamaları Müslümanları maddi ve manevi risklere karşı korunmak için yöntem arayışlarına itmiş ve günümüzde kullanılan geleneksel/konvansiyonel sigortacılığa karşı alternatifler geliştirmeye mecbur kılmıştır. Bunun sonucunda tekafül adıyla alternatif bir sistem geliştirilmiş ve ilk olarak 1979 yılında Sudan’da uygulanmaya başlanmıştır.

Tekafül sözlükte karşılıklı güven ve dayanışma gibi anlamlara gelmektedir.[2] AAOIFI’nin belirttiği 26 nolu standartta, “İslami sigorta, belirli rizikolara maruz şahısların bu rizikoların gerçekleşmesiyle ortaya çıkacak zararların telafisi üzerine anlaşmalarıdır.”, şeklinde tanımlama yapılmıştır.[3] Bu anlaşma bağlamında katılımcılar bir araya gelerek belirli bir meblağ para toplayarak, katılımcılar arasından biri herhangi bir zarara uğradığı zaman bu fon tarafından zararı tazmin edilir. Toplanan bu fonların yatırıma yönlendirilen kısımları ise İslami usullere uygun yatırım araçlarına yönlendirilmeleri gerekmektedir.[4] Tekafül; müşterek risk paylaşımı, karşılıklı sorumluluk, karşılıklı koruma ve üyeler arasında dayanışma gibi ilkelere dayanmaktadır.[5] Bu temel ilkeler tekafülü sigortacılıktan ayıran en önemli özellikler arasında olmakla birlikte daha önce adı geçen; ğarar (belirsizlik), kumar ve faizin tekafül sisteminde olmamasıdır. Ğarar kelime anlamı itibariyle tehlike anlamına gelmekle birlikte bir kişinin alacağını almasının tehlikede olması ya da neticenin kapalı olmasını ifade etmektedir.[6]

Tekafül sisteminde katılımcıların gönüllülüğü esastır. Bu nedenle toplan katkılar prim değil teberru’ yani bağış olarak nitelendirilmektedir. Katılımcılardan toplanan bu katkıların sahipliği tamamen katılımcılara aittir ve bu fonların yatırıma yönlendirilen kısımları İslami usullere uygun finansal araçlara yönlendirilmesi gerekmektedir.[7] Bu şekilde tekafül, konvansiyonel sigortacılığın İslami prensiplerle uyuşmayan kısımlarından arındırılmış hali olarak karşımıza çıkmaktadır.[8]

Tekafül de kendi içerisinde aile tekafülü (family takaful) ve genel tekafül (general takaful) olarak iki başlık altında incelenebilmektedir. Konvansiyonel sigortacılık sistemi ile kıyaslayacak olursak general takaful elementer (hayatdışı) sigortacılığın bir alternatifi, aile tekafülü de hayat sigortacılığının bir alternatifi olarak görülmektedir. Ancak aile tekafülü genel mekanizması ve işlem yapısı itibariyle konvansiyonel sigortacılıktaki hayat sigortasından ayrılmaktadır.[9]

Buraya kadar konvansiyonel/geleneksel sigorta ile tekafül/İslami/katılım sigortasının tanımını ve kıyasını gözler önüne sermeye çalıştık.

Kıyas sonucunda Hayrettin Karaman hocan’nın sözlerine eşlik ederek: İnsanların güven ve gerektiğinde yardım alma ihtiyaçlarını karşılayacak, istismardan uzak, ihtiyaç sahibinin menfaatine uygun bir sigorta şekli (tekafül, karşılıklı, üyelik sigortası) var iken İslâmî sisteme uymayan bir sigorta şekli için “caizdir” diyenlerin biraz daha düşünmeleri gerekiyor. Ayrıca bu sigortaya bazıları cevaz veriyorlar diye caiz görmeyenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan tekâfül sigortacılığına hukuki imkanı vermemek haksızlıktır, dayatmadır, zulümdür.[10] Diyerek bitiriyorum.


[1] http://tekaful.net/?page_id=47

[2] Hammad, 1996: 348

[3] AAOIFI, 2012: 523

[4] Khan, 2003:177

[5] Yanpar, 2014: 258-259

[6] Hammad, 1996: 103

[7] Jamaldeen, 2012: 299

[8] Hakan Aslan, Türkiye’de Tekafül (İslami Sigorta) Uygulamaları: Problemler ve Çözüm Önerileri

[9] Shanmugam ve Zahari, 2009: 70

(6-13 dipnotlarındaki alıntılar’da, Hakan Aslan, Türkiye’de Tekafül (İslami Sigorta) Uygulamaları: Problemler ve Çözüm Önerileri makalesinden yararlanılmıştır.)

[10] https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/islama-gore-mesru-sigorta-2033453

Mehmet Ata BOZKURT

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir