Kendimizi Kaybediyoruz!

20 Eylül 2017 Çarşamba, 10:41

Ölçüsüzlük gibi bir sorunla karşı karşıyayız. Liberal akıma kapılmış kendinden emin, yaptığından emin son model tasarımların baskın geldiği dönemlerdeyiz. Küçük beyinlerin mantığı ve savunma refleksi dini otoritenin önünde yerini almış durumda.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, her şey mubah olabiliyor. “Halk için” denildiği zaman akan sular duruyor, kuruyor! Sanki halk dediğin haşa “İlah” tır! Halk kimin umurunda, kimsenin umurunda olduğunu sanmıyorum. Sizin halk dediğiniz nasıl olsa tek tip, tek inanç, tek görüş değildir. Bu durumda istediğiniz gibi kıvırabilir, nasıl olsa her halinize uygun bir kesim halk mevcuttur!

Sıkıştığınız zaman halkı işaret edersiniz mesele biter. Böylece sizde omurgasız bir canlı olarak her kalıba rahatlıkla uyum sağlar, uyum önemli dersiniz yol(suzluğ)unuza devam edersiniz.

Yeni nesillere çok tanrılı dinleri iyi anlatmamız gerektiğini bir kez daha anladık. Yaşadığımız zamanlarda özellikle kimi siyasi çevrelerin içinde bulunduğu ahval tam olarak böyledir. Halk için diyerek bir birine zıt ortamlarda rahatça bulunabiliyorlar. Halkı memnun etmek gibi bir putları var!

Evet, artık “halkı memnun etmek” diye bir put var! Bunu başarmak için öylesine kıvrak olmanız gerekiyor ki, kılıktan kılığa girmenizi gerektiren bir durum söz konusu. Bir ilah yerine birçok edinirseniz artık iflah olmazsınız! Her biri bir tarafa çeker, her biri değişik isteklerde bulunur ki bunları karşılayabilmeniz için halden hale, renkten renge girmeniz gerekir!

“Yeni Bir Türkiye” ile “Yeni Türkiye” arasında ki hedef farkını bilmeyenler bu yazdıklarımızdan bir şey anlamaları mümkün değildir.

Bu ülkede 12 Eylül ve 28 Şubatlar yaşanmıştır. Dağ gibi büyüyen acılar ve feryatlar yükselmiştir. Tüm yaşanan acılar, ödenen bedeller ne uğrunaydı? Allah aşkına artık vicdanınızı çağırın gelsin!

Halkın her kesimini memnun etmek adına kılıktan kılığa girme yarışının sonu nereye varacak. Bizim geldiğimiz ekolde “varoluş gayesi” diye bir soru vardı, her meselenin öncesinde ve sonrasında bu soru yeniden hatırlanır buna göre üzülür ya da mutlu olurduk.

Artık böyle bir derdimiz kalmamıştır! Hedef, rahata ermek, rahat etmektir, hiçbir şekilde rahatsız olmamaktır!

Ali Şeriati’nin “sizi rahatsız etmeye geldim!” “Rahatların rahatını bozmaya geldim!” ifadeleri bu zamanın insanına söylenecek sözlerdir.

Dindar camialarımızın son dönemde yakalandıkları bulaşıcı ve amansız hastalık budur. Kimse rahatını/rantını bozmak istemiyor. Vuku bulan hadiseler için “olur böyle şeyler, düzelir inşallah” diyerek hiçbir sorumluluk almadan yola devam ediyorlar. Fakat bu gittiğiniz yol, yol değildir ey kardeşler.

Beraber yola çıktığınız yoldaşınız kendisini ateşe atıyor, buna engel olmak, uyarmak sizin kardeşlik vazifeniz değil midir? Onun kafasına bir kova su boşaltıp onu ayıltmak, yanmasına mani olmak gibi bir sorumluluğunuz yok mudur?

Sizin bu aşırı rahat halinizin sebebi tarihte çok az rastlanır bir durumdur! Tarih boyunca rahatların sonu hep felaket olmuştur, siz bunu çok daha iyi bilirsiniz. Bizler, “put kırıcı” geleneğin sahipleri ve varisleriyiz. Bu bizim dinimiz, imanımızdır. Put medeniyetlerine meydan okumayı bıraktığımız anda maval, martaval okumaya başlayacağımız gerçeği tarihin gösterdiği hazin sondur.

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.