05 Şubat 2020 Çarşamba, 16:15
Hayrullah SEÇEN
Hayrullah SEÇEN hayrullah@bizimaksaray.com Tüm Yazılar

İletişim Çağı mı, Bunalım Çağı mı?

Ortaçağın şüphesiz insanlık tarihinde gerek müspet ve gerekse menfi anlamda çok önemli bir yere sahip olduğu herkesçe bilinen bir gerçeklik. İnsanlık tarihi özellikle 15. yüzyıldan  –yavaş yavaş- itibaren ve şu an içinde bulunduğumuz 21.yüzyıla kadar ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan çok önemli olaylara ve olgulara şahit oldu. Bugün edebiyat, sanat, ekonomi ve muhtelif birçok alan […]

Ortaçağın şüphesiz insanlık tarihinde gerek müspet ve gerekse menfi anlamda çok önemli bir yere sahip olduğu herkesçe bilinen bir gerçeklik. İnsanlık tarihi özellikle 15. yüzyıldan  –yavaş yavaş- itibaren ve şu an içinde bulunduğumuz 21.yüzyıla kadar ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan çok önemli olaylara ve olgulara şahit oldu.

Bugün edebiyat, sanat, ekonomi ve muhtelif birçok alan ve kurumda etkisini hissettiğimiz aynı zamanda çağ ve çağdaşlık kavramlarına çok farklı manalar yüklememize neden olan ve insanın ontolojik açıdan kendisine savaş açan modernizmden biraz bahsetmek gerek.

Haz ve hızın konuşulduğu bir çağdayız.

18.yüzyıldan beri insanlığın başına bela olmuş modernizm, bugün hiçbir farklılığın varlığına tahammül etmiyor ve bu tahammülsüzlük, zihin işgaline neden olmuş durumda. Yapay zeka ve toplum modelinin konuşulduğu bu çağda yapaylaşan insanlık ve rakamlaşan toplulukların durumu maalesef konuşulmuyor. İnsandan insana aktarılan gelenek ve görenek olguları maalesef artık bir isimden öteye geçememiş durumda.

Gelenek ve göreneğin konuşulması için öncellikle insanın kendi varlığının konuşulması gerekir fakat bugün maalesef modernizm ile birlikte doğal olan insanın yapaylaşmasını konuşuyoruz. Bugün sürüleşen ve süründürülen bir insan söz konusu, bugün kendi ruhunu göz ardı edip metaya müptela olan bir insan profili söz konusu.

Bugün seyahat ve seyretmek, kendisini turistleşmeye bıraktı. İmgeler insan zihnini işgal ederek hür düşüncenin önüne geçti. Dizi ile film platformları insanın düşünce yetisini zayıflatarak hazır bir düşünce modeli –tabi denilirse- zihne empoze edildi.

Cemiyetleşme, yerini ferdiyete bıraktı. Bunun en muayyen örneği “aranızda selamı yayın” diyen Resul-i Zişan’ın bu sözlerini unutan Müslümanlar namaz kılmak için gittiği kendi mahallesinin cami cemaatini ve imamını tanımayacak hale geldi. Ve bir yandan da adına iletişim çağı denilen bir zamandan bahsediyoruz.

Edebiyat camiasında dahi sanırsam bu kadar fazla eserin yazıldığı fakat bu kadar amiyane ve sahte eserler okuduğumuz bir dönem olduğunu düşünmüyorum. Entelektüel durgunluğun yanında gürültü kirliliğine de maruz kalıyoruz.

Hakikat, yerini pratik yarara bıraktı. Yeryüzü şövalyesi olmak isteyen insan gökyüzünden sırt çevirdi. Hikmet ve irfan, felsefe ile karıştırıldı. Tarihin felsefesi insan üzerinden değil ekonomik dönemler, savaşlar ve salgınlar üzerinden konuşuldu. Haklı olan değil güçlü olan kazandı.

Haz ve hız çarkından çıkamayan zavallılar, inançsızlığı yaşadıkları saçma sapan bir hayatı kurtuluş olarak gördü. Bu zavallılar acaba gerçekten görebildi mi?

Kendisinden başka hiç kimsenin yararını düşünmeyen, sadece kendi midesini ve zevklerini rafine ederek  pragmatist açıdan bireyselleşen bir toplum tezahür etti. Bireyselleşme ile narsist olan özne depresyona düçar olduktan sonra yıprandı.

Korkunç bir tüketim toplumu ortaya çıktı. Bu toplum aynı filmleri izliyor, aynı kitapları okuyor, aynı şeyleri yiyor, aynı elbiseleri giyiyor ve küreselleşme dediğimiz olguya maruz kalan aynılaşma ile farklı olma arzusu bir nevi insanın kendi eliyle bastırılıyor. Sürekli farklılaşmak isteyen insan sürekli tüketmek arzusu ile yanıp tutuşuyor. Sürekli tüketim için ise sürekli bir üretim gerekiyor. Bu üretim-tüketim mekanizması ihtiyaçları karşılamak üzere değil, istek ve arzuları karşılamak üzere çalışıyor. Tüketecek bir şey bulamayan insan kendisini tüketmeye başlıyor.

Ve daha nice çıkmazlar…

‘’Ancak Rabbine yönel ve yalvar.’’ (İnşirah 8) ayeti ile şöyle bir münacatta bulunalım:

Evet, bunalıyoruz ve sadece sana yalvarıyoruz!

  Hayrullah SEÇEN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir