07 Mayıs 2020 Perşembe, 13:56
Mehmet Ata BOZKURT
Mehmet Ata BOZKURT mebomab@gmail.com Tüm Yazılar

Geçmişten Günümüze Sigorta ve Tekafül

İnsan için risk anne karnındayken başlayıp ölüme kadar hayat boyu devam etmektedir. İnsanlar var oldukları müddetçe risklerle karşı karşıya olacaklardır. 4000 yıl önce Babiller’de rastladığımız sigortacılığa benzer ilk örnekle birlikte insanlar karşı karşıya oldukları risklerden korunmak için çeşitli yöntem arayışlarına girerek günümüze kadar da çeşitli yöntemler geliştirip uygulamışlardır. Deniz ulaşımının gelişmesi, büyük yangınların meydana gelmesi, […]

İnsan için risk anne karnındayken başlayıp ölüme kadar hayat boyu devam etmektedir. İnsanlar var oldukları müddetçe risklerle karşı karşıya olacaklardır. 4000 yıl önce Babiller’de rastladığımız sigortacılığa benzer ilk örnekle birlikte insanlar karşı karşıya oldukları risklerden korunmak için çeşitli yöntem arayışlarına girerek günümüze kadar da çeşitli yöntemler geliştirip uygulamışlardır.

Deniz ulaşımının gelişmesi, büyük yangınların meydana gelmesi, tren kazaları, bireysel kazalar ve gelişen sanayi ile birlikte büyük hasarların gerçekleşmesi modern sigortacılığın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tüm bu zararlardan korunma arayışı günümüzde kullanılan sigortacılık sisteminin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Türkiye’de 1870 yılında meydana gelen Beyoğlu yangınının zemin hazırlamasıyla ilk sigortacılık faaliyetlerini 1872 yılında İngiliz sigorta şirketleri açtıkları temsilciliklerle başlatmışlardır. İngilizlerin ardından Fransızlar da ülkemize ilgi gösterip akabinde 1878 yılında ilk sigorta şirketlerini açarak faaliyetlerine başlamışlardır. Ülkemizde sigortacılık faaliyetleri İngiliz ve Fransız şirketlerle de sınırlı kalmayıp Almanya, İtalya ve İsviçre gibi diğer yabancı ülkeler için de faaliyet sahası haline gelmiştir.

Yabancı ülkelerin sigorta şirketleri kuruldukları ilk yıllarda isimlerini duyurmak, sigorta düşüncesini yaymak ve talebi arttırmak için vaatlerine uymuş ve hasar ödemelerini gerçekleştirmişlerdir. Ancak İlk yıllardan sonra, 1900 yılına kadar sigorta faaliyetlerini düzenleyen kanunların, konuyla ilgili tek bir hükmün ve bu alanda devlet denetiminin olmayışı yabancı ülkelerin sigorta şirketlerinin, ülkemizde diledikleri gibi davranmaları, hasarları karşılamamaları, poliçelerini İngilizce veya Fransızca düzenlemeleri, istedikleri zaman sigorta poliçelerini iptal etmeleri, anlaşmazlıklarda dava mercii olan Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemeleri göstermeleri gibi kendi çalıp kendi oynayan cinste sonuçlar doğurmuştur.

Bu ortam içinde 1893 yılında Osmanlı Umum Sigorta Şirketi ilk yerli sigorta şirketi olarak çalışmaya başladı. Bunu izleyen yıllarda sigortacılığın düzene sokulabilmesi için yabancı şirketler arasında birlikte hareket etme eğilimi belirdi. 12 Temmuz 1900 tarihinde 43 tanesi yabancı olmak üzere 44 sigorta şirketi bir araya gelerek sabit bir yangın tarifesi belirlediler. Bu Türkiye’deki ilk tarifeydi. Tarife ile birlikte, Yangın Sigorta Şirketleri’nin Sendikası adında bir örgütün oluşturulması ve sürekli bir denetim kurulunun bulunması kararı alındı. Londra’da bulunan Fire Office Committee’nin emirleriyle çalışmalarını yürüten sendika tarafından, yangınlara zamanında yetişerek büyümesini önlemek, yangının nedenlerini araştırmak üzere Fasman adlı bir örgüt kuruldu. Denetim mekanizması ve içeriği geliştirildi.  Sendikanın bu olumlu çalışmalarına rağmen çalışan şirketlerin tamamı sendikaya girmediler ve haksız rekabet yapmaya, alınan kararların tersine davranmaya devam ettiler. 1908 ve 1914 yıllarında kanunlarda yapılan değişiklerle yabancı şirketler kontrol altına alınmaya çalışıldı. 1914 yılındaki kanunla yabancı şirketler teminat göstermeye ve vergi vermeye zorunlu tutuldular. Sendikanın adı ise “ Türkiye’ de Çalışan Sigorta Şirketleri “ olarak değiştirildi. Bu yeniliklerle yabancı şirketler Türkler ile ortaklık kurma yoluna gittiler. (TSB)

İslam Alimleri için Sigorta tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmalar günümüzde de sürmektedir. İslam alimlerinin geleneksel/konvansiyonel sigortacılığı uygun bulmamaları Müslümanları maddi ve manevi risklere karşı korunmak için yöntem arayışlarına itmiş ve günümüzde kullanılan geleneksel/konvansiyonel sigortacılığa karşı alternatifler geliştirmeye mecbur kılmıştır. Bunun sonucunda Arapça bir kelime olan “dayanışma,  ortak sorumluluk, ortak fayda’’ anlamlarına gelen tekafül adıyla alternatif bir sistem geliştirilmiş ve ilk olarak 1979 yılında Sudan’da uygulanmaya başlanmıştır.

İslam Hukuku Akademisi Konseyi’nin 1985 yılında vermiş olduğu fetva ile tekafül sistemi diğer İslam ülkelerinde de yaygınlık kazanmaya başlamıştır. 1979’da Sudan’da The Islamic Insurance Co. Adıyla ilk tekafül şirketlerinin kurulmasının ardından Müslüman olan ve olmayan pek çok ülkede tekafül şirketleri kurulmuştur.

Tekafül sistemi, ülkemizde katılım sigortacılığı olarak adlandırılmaktadır. Bu sistemin ülkemizdeki fikri temelleri 1999 yılında Daka’da yapılan D-8 konferansında atılmıştır. Konferansın sonuç bildirgesinin 29. maddesinde Malezya Başkanlığında Tekafül sisteminin Türkiye ve üye ülkeler arasında geliştirilmesi için çalışma yapılması istenmiştir.

20 Eylül 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Katılım Sigortacılığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, Tekafül sisteminin yasal altyapısını oluşturmuştur. Bu alandaki ilk yasal düzenlemenin 2017 yılında yürürlüğe girmesine rağmen 2009 yılında Nevoa Sigorta A.Ş. adıyla ülkemizdeki ilk tekafül şirketi kurulmuştur.

Ülkemizde katılım sigortacılığı alanına giren birçok şirket var ancak hayat dışı alanında çalışıp pazar payına sahip olan sadece beş şirket mevcuttur: Bereket Sigorta A.Ş %49, Neova Sigorta A.Ş %40, Doğa Sigorta A.Ş %9, Ziraat Sigorta A.Ş %1 . Hayat & Emeklilik alanında pazar payı olan sahibi olan dört şirket mevcuttur: Bereket Emeklilik ve Hayat A.Ş %67, Katılım Emeklilik ve Hayat A.Ş %30, Ziraat Hayat ve Emeklilik A.Ş %2, Vakıf Emeklilik ve Hayat A.Ş %1.

Mehmet Ata BOZKURT

2 Yorum

  1. Ahmet DUMAN

    9 Mayıs 2020 at 02:05

    Saygıdeğer Hocam; yazınızı dikkatle okudum.. Yüreğinize sağlık…

    Sonuç itibariyle bu sigorta konusunda nasıl bir tutum içerisinde olmamız daha uygun olur?…

    • Mehmet Ata Bozkurt

      9 Mayıs 2020 at 17:35

      Çok Kıymetli Hocam. Vaktin ber zamankinden daha değerli olduğu bu güzel ayda vakit ayırıp yazımı okumanız beni ziyadesiyle mutlu etti.

      Bu yazı sigorta ile ilgili başlamış olduğum, ilki bugün yayınlanan ve devamı önümüzdeki günlerde yayınlanacak, yazı dizimin girizgahıydı.

      Sigorta konusunda nasıl bir tutum içinde olmamız gerektiğini ifade eden alimlerimizin görüşlerini yayınlanacak olan yazılarımda göreceksiniz inşallah. Ancak sorduğunuz için kısa bir cevap vereyim saygıdeğer hocam.

      Geleneksel/konvansiyonel sigorta İslam alimleri tarafından kumar ve bahis, garar ve cehalet, faiz ve riba içerdiği söylenerek caiz görülmemiştir. Tabi ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Diyanet İşleri Yüksek Kurulu geleneksel/konvansiyonel sigortayı yaptığı açıklama ışığında caiz görmüştür.

      Çok küçük yaşlardan itibaren bu sektörün içinde olan, bu sektörle büyüyen biri olarak işleyişi de gördüğüm için katılım sigortası yaptırabilmek varken neden konvansiyonel sigorta yapalım diye düşünüyorum. Ve bu konuda Hayrettin Karaman hoca’nın sözlerine eşlik ediyorum: “İnsanların güven ve gerektiğinde yardım alma ihtiyaçlarını karşılayacak, istismardan uzak, ihtiyaç sahibinin menfaatine uygun bir sigorta şekli (tekafül, karşılıklı, üyelik sigortası) var iken İslâmî sisteme uymayan bir sigorta şekli için “caizdir” diyenlerin biraz daha düşünmeleri gerekiyor. Ayrıca bu sigortaya bazıları cevaz veriyorlar diye caiz görmeyenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan tekâfül sigortacılığına hukuki imkanı vermemek haksızlıktır, dayatmadır, zulümdür. ”

      Hürmetlerimi sunuyorum çok kıymetli hocam.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir