Dünyevileşen Toplumumuz!

22 Ağustos 2017 Salı, 15:06

Tarih boyunca tüm zamanların en büyük tehdidi olan dünyevileşme/modernleşme tehlikesi bütün toplumu sarmış durumdadır. Dünyevileşmek, bu dünyayı amaç haline getirmek, ahiret âlemi ve Allah yokmuş gibi yaşamak, dünyayı öncelemek, maneviyatı ertelemek, yok etmek, unutmak.

Sadece şimdiyi yaşamak, varoluş amacını aklına dahi getirmemekle bütün toplumu esiri haline getirmiş olan dünyevileşmek/modernleşmek aslında bir dindir. Dünyevileşme dini, insanı tanrı yerine koyan, insanın heva heves ve arzularını putlaştıran bir dindir. Bu din bütün inançlara, dinlere düşmandır. Daha isabetli bir ifadeyle “varoluş amacını hatırlatacak her düşünceye düşman bir din.

Yahudiliğin ve Hristiyanlığın mahvolmasına sebep olan şey dünyevileşmekten başka bir şey değildir.

Modernleşme insanı toplumdan koparıyor, uzaklaştırıyor. Tüm aidiyetlerinden soyutlayarak insanı yalnızlaştırıyor. Allaha karşı görev ve sorumluluktan uzaklaştırıyor insanı sadece hazlarıyla baş başa bırakıyor. Modern zamanlar insanın hesapsızca harcamasını ve tüketmesini öngörüyor. Çevresine ve kendisine yabancılaşan insan profili kapitalizm için ideal birey olarak değer görüyor.

İslami camiaları oluşturan fertler de modernleşme/dünyevileşme yarışında kendinden emin bir şekilde “Müslüman her şeyin en iyisine layıktır” anlayışıyla başlayıp “Bu dünyaya bir daha mı geleceğiz” sorumsuzluğuyla son sürat devam etmekte. Dindarlaşmanın popüler olduğu zamanları yaşamaktayız. Holdinglerle başlayıp, AVM, bankalar, tesettür defileleri, lüks otel ve plajlarda var olma yarışı çözülmenin, kokuşmuşluğun geldiği son noktadır.

Müslüman halkların kan revan içinde olduğu, ümmet coğrafyasının işgal altında bulunduğu bir zamanda Müslüman ferdin gönlünden cihadı geçirmek yerine tatili düşünmesi, sahilde kafa dinlemenin ihtiyaç olduğunu savunması dünyevileşmenin en net alametidir.

Müslüman güçlü olmalı düşüncesiyle daha çok çalışıp Müslümanlara destek olma söylemleri sadece kamuflajdan ibaret kalıyor. Sonuç daha lüks ve daha tüketmekten başka bir yola çıkmıyor.

Ölüm bizi kendimize getirmiyor, ölüm sadece ömrünü tamamlayan kişinin defin işlemleri ve hoca efendilerin kısır tekrarları, etkisiz hitaplarından, bir törenden ibaret kalıyor. Sarsılmıyoruz, çünkü buna dahi vakit yok. Mahkûmuz, cebimizdeki akıllı telefonlardan, yaşadığımız akıllı evlerden, lüks araçlardan özgür bireyler çıkmıyor. Yaşayan ölülerin ölümden etkilenme gibi bir durumları söz konusu olamaz. Yaşadığımız şehirde insana dair yapılan çalışmalarla projelerle muhatap olamıyoruz. Büyük projeler, büyük yatırımlar sadece cesetlere yönelik yapılmakta. İnsan sadece sayı ve tüketeceği ürünler dikkate alınarak değerlendiriliyor.

Bu gidişata dur demek iman meselesidir. Kaygısızlık imansızlıktır, iman insanı harekete geçiren, çabaya sevk eden bir bilinçtir, düşüncedir. İslam’da eylemsiz iman yoktur, düşünülemez. Her türlü bozulmuşluğa, kokuşmuşluğa ve putlaştırmaya karşı direniş bireyi ve toplumu özgürleştirecektir. Direniş tüm peygamberlerin en önde gelen sünnetidir. Direniş düşüncesi olmayan hayatlar, toplumlar zillet içerisinde yok olup giderler.

Mustafa BİLGİÇ

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.