Beton Camiler Çağı

28 Eylül 2017 Perşembe, 16:34

Tüm işlerin başında insan kalitesi gelir. Sistem kalite üretmiyor, sistem toplumu batıracak, bitirecek, yok edecek insan profili üretiyor. Yüz yıldır bu durum değişmedi, yüz yıl öncesi için pembe tablolar çizenlerinde hakikati yansıtmadıkları malumdur. Her iddia ispata muhtaçtır.

Son on yılda yapılan cami sayısı gerçekten insanı hayrette bırakıyor. Bir taraftan seviniyoruz, sonra sevincimiz kursağımızda kalıyor, neden sevinemiyoruz. Son dönem yapılan camiler tabeladan ibaret kalıyor. Beton bloklardan yapılan camiler beton kadar soğuk duruyor. Camiinin kendine has sıcaklığını hissetmek için bakarsınız sağa sola, “bir his olacaktı neydi o” dersiniz ama bulamazsınız.

Bereketsizlik her yanımızda kol geziyor, kuşatılmışız fakat farkında değiliz. Bina var fakat içi boş. İnsan var fakat insaf yok! İnsafı olmayan insan olsa ne olur ki, olmasa daha iyi olur.

İçinde sadece namaz kılmak için yapılan devasa camiiler kesinlikle İslami değildir! “Camiiler Allah’ın evidir” deriz fakat realite başka bir şeyler söylüyor, bunu hepimiz yaşıyoruz.

Ulu camii kürsüsünden vaaz verirken kendinden geçen müftü efendi de gayet iyi biliyor ki, bu vaazlar para etmiyor, çünkü değeri düşük! Millet namaz kılmaya gelmiş müftüyü dinlemeye değil, ama yol tutulmuş bir kez, cumayı kılacaksan müftüyü dinlemeden olmaz.

Müftü konuşurken cemaatten edindiğim izlenim biraz şöyle; “Metroya binersiniz amacınız ulaşımdır fakat koltukta cezaevi mahkûmu gibi oturursunuz. Durmadan anons dinlemek zorunda kalırsınız, değişik suratlar ve acayip insanlarla karşılaşırsınız. Kitap okuyamazsınız, ne yapsanız rahat edemezsiniz, telefon ekranına boş boş bakarsınız, yere bakarsınız, karşıya bakarsınız, her şey yaparsınız fakat hiçbir işe yaramadığı için boş geçmiş sayılır. Metronun onca hızına rağmen siz içerde donup kalırsınız, bakışlarınız, düşünceleriniz buz kesmiş, donmuştur.”

Betonların içinden çıkıp gelen cemaat topluca başka bir betona doluşmuş, verilen vaazlar beton soğukluğundan kurtulamamış, insanlar öylece donup kalmış halleriyle bir şey dinledikleri ve etkilendikleri filan yok, bunu herkes gözlemleyebilir.

Aksaray’da yaklaşık 600 camii olduğu bildiriliyor, peki bu kadar camii var kaç tanesi işlevini yerine getiriyor dersiniz.

Bu toplumda yaşıyoruz ve yeni nesilden kimse memnun değil, gelecekten kimse ümit var değil, bu durumda sorunun çözümü olma noktasında bulunması gereken merkezler, camiler, okullar ve evlerimizdir. Bunları mercek altına aldığımız zaman toplumun geleceğini ele almış oluruz.

İmam diyor ki cemaat yok, cemaat diyor ki imamda iş yok, müftü bürokrasinin bekçiliğiyle fazlasıyla meşgul olup protokol derdinde…

Mahalle bakkalı sabah erkenden bakkalını besmeleyle açıyor, şikâyetçi değildir, sadece müşteriyi bekliyor. Ama işinin başında ve bekliyor. Akşamın ilerleyen saatlerine kadar beklediği için küçücük bir bakkala gelen kişi sayısı camiye gelen kişi sayısından kat kat fazla oluyor. Gencinden yaşlısına, çocuklardan ihtiyarlara kadar gelmeyen kalmıyor.

Camilerimiz kirlenmiyor tozlanıyor! Kimse gelmediği için tozlanıyor.

Cami içinde İmam’ın odası ne işe yarıyor bilmiyorum, kutsal fesinden ve cübbesinden başka bir şeyi var mıydı?

Kitaplık ve çay olmazsa, imamda muhabbet ve İslam’ı tebliğ heyecanı olmazsa cemaat camide ne yapacak bilmiyorum. Resmiyetin olduğu yerde kardeşlik kaçar gider. İmamlarda Hasan el Benna gibi cevher olacak ki o zaman bak sen tüm mahalleler Müslüman kardeşlerle dolacak. Mahalle kardeş olacak.

Millet teknolojiden, televizyondan, internetten bıkmış usanmış, yapacak iş yok, gidecek yer yok tüm yoğunluklar boşluktan kaynaklanıyor!

İnsanlar susamışlar, çölde kalmışlar “beton çölü” modern batı çölü. İlgiye susamış insanlar güler yüze hasret, çaresiz arayışların sonu gelmiyor. Bilgi değil ilgiye muhtacız hocam!

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.