03 Mayıs 2020 Pazar, 16:12
Ahmet DUMAN
Ahmet DUMAN ahmet@bizimaksaray.com Tüm Yazılar

Armut Piş, Ağzıma Düş!

Ramazan ayı; arınmanın, manevi olarak yücelmenin, insanın anlam arayışının ve tekâmül sürecinin olgunlaştığı müstesna bir zaman dilimi… Bu dünyanın garip bir konaklama yeri olduğunu bilmeyen yok. “Garip” diyorum çünkü izahı gayr-i mümkün, çetrefilli bir durum. Bu misafirhanede herkes bir ipi çekiştirip duruyor. Herkes bir davanın, bir sevdanın peşinde koşturuyor. Kimi hayat yolunda yürürken, bıraktığı doğru […]

Ramazan ayı; arınmanın, manevi olarak yücelmenin, insanın anlam arayışının ve tekâmül sürecinin olgunlaştığı müstesna bir zaman dilimi…

Bu dünyanın garip bir konaklama yeri olduğunu bilmeyen yok.

“Garip” diyorum çünkü izahı gayr-i mümkün, çetrefilli bir durum.

Bu misafirhanede herkes bir ipi çekiştirip duruyor. Herkes bir davanın, bir sevdanın peşinde koşturuyor.

Kimi hayat yolunda yürürken, bıraktığı doğru ve güzel izlerle, takip edilebilmeyi her şeyden daha mühim sayarken, kimi etkileşim hastaları, takipçi sayısı artsın diye kıvranıp duruyor sosyal medyanın çirkef sıçratan birikinti suları içerisinde.

Birileri unutmuş olsa gerek, bedava peynirin yalnızca fare kapanında olacağını. Yahut işine gelmediği için hatırlamak istemiyor bu gerçeği. Hayaller kuruyor, bulmayı ümit ediyor; alın teri, emek, çaba olmaksızın her türlü nimete erişmenin yolunu.

Kimisi rızkı çoğalsın diye dua ediyor, kimisi gayreti artsın diye…

Her şey bir yana, kimin duasının kabulüdür bilmem, sanırım şu günlerde yaratıcı en çok hayretimizi arttırıyor.

Pandemi günleri, Ramazan mevsimiyle birleşince, daha bir uzun olur içsel yolculuklar, daha bir zenginleşir gönül diyarları diye ümit ederken, kocaman bir boşluğun içerisinde buluverdik kendimizi.

Sağım, solum, önüm, arkam sobe… Saklanmayan ebe…

Herkes kendi mağarasında idealar alemini tefekkür ediyor diye düşünmüştük ya; meğer nasıl da yanılmışız!

Herkesin kendi mağarasına çekildiği doğru lakin insanların kendilerini bolca saman yemiş inek misali, tembelliğin ve boş vermişliğin kollarına bıraktığı aşikâr.

Bizim uyuklama serüvenimiz, ilk okul yollarında, harflerle ilk tanıştığımızda başlıyor.

“Uyu, uyu, yat… Yat, yat, uyu…”

Biraz büyüyünce, uyuma telkinleri yerini masallara, uydurma hikâyelere bırakır.

Öyle çok ve öylesine saçmadır ki bu hikayeler, akıl tutulması yaşatırlar insanda. Ama gelin görün ki her zaman kendilerine bolca müşteri bulmakta zorlanmazlar.

Denklem hiç değişmez. İnandıklarını yaşamayanlar, zaman içerisinde yaşadıklarına inanmaya başlarlar…

Bizim coğrafyamızda sıkça anlatılır, duymuşsunuzdur; Newton, yer çekimi kanununu bir elma ağacının altında uyuklarken bulmuştu derler.

Hani altında uyukladığı ağaçtan bir elma düşüveriyordu ya kafasına… Newton, düşen elmaya bakıp; “Aaaa, Elmanın yere düşme sebebi, yerin çekim kanunu!” demişti zahir…

Hani bir de; “Evreka! Evreka!“ deyip hamamdan fırlayıp çıkan Arşimet vardı değil mi? O da suyun kaldırma kuvvetini bir hamam sefası sırasında bulmuştu. Muhtemeldir ki; tellak güzel bir keseleyince Arşimet’in sırtını, suyun kaldırma kuvvetini fark etti hazret.

Bizim insanımız yalanı sevdiği için mi inanıyor bütün bu safsatalara yoksa ki tembelliğe alışsın, çalışmasın, üretmesin diye mi tüm bu şehir efsaneleri?

İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof, ilahiyatçı Isaac Newton bilim insanları tarafından tarihin en etkili insanlarından biri kabul edilmektedir.

1665 Ağustos’ta Londra’da başlayan Pandemi/veba salgını nedeniyle, Newton 1667 Mart’a kadar Woolsthorpe’da bir çiftlik evine kapatıp kendini bilimsel çalışmalara başlar.

Çiftlikte geçirdiği bu iki sene oldukça verimliydi ve bu dönemde kütle çekimi üzerinde düşünüyordu…  

Çiftlikteki çalışmalarında diferansiyel ve integral hesaplamalarının temelini attı. Geçmişte alan, yay uzunluğu, tanjant bulma gibi eskiden kullanılan yöntemleri diferansiyel hesaplamayı temel alarak birleştirdi..

Çiftlikte karanlık bir odada güneş ışığını bir prizmaya tutarak ışık tayfı oluşturmuş ve beyaz ışığın tek başına bir birim olmadığını fark etmiştir.

Antik dünyanın ilk ve en büyük bilim adamı olarak kabul edilen Arşimet, hidrostatiğin ve mekaniğin temelini atmıştı.

Onun 75 yıllık yaşamı bütünüyle çalışmaya, üretmeye, sorgulamaya dayanıyordu.

Derler ki; Arşimet yine geometrik şekiller üzerinde, adeta kendini kaybedercesine çalışırken, Romalı bir asker gelip, General Marcellus ile tanışmasını emreder. Arşimet bu teklifi, problem üzerinde çalışmayı bitirmesi gerektiğini söyleyerek, reddeder.

Generali ile tanışmayı reddetmesine öfkelenen asker, Arşimet’i kılıcıyla öldürürken, onun şu çığlığıyla karşılaşacaktır. ‘Sana yalvarıyorum, onu bozma, çemberimi bozma…’

Kendisine ‘Bilim İnsanı’ denen, sarayların kemik yalayıcı, şarlatanları elbette ki hiçbir zaman anlamayacak Arşimeti, Newton’u, Hazerfen’i, İbn-i Sina’yı ve daha nicelerini…

1665 yılındaki Pandemi ile 2020 yılındaki Pandemi nicelik olarak aynı belki ama nitelik olarak çok farklı sonuçlar doğuracak gibi.

Pandemi de bolca saman yiyip, uzun uzun geviş getirenler değil, her zaman ve her yerde olduğu gibi çalışanlar; yılmadan, usanmadan uğraşıp didinenler kazanacak…

Kim bilir belki daha ne hikâyeler uydurulacak, bedavadan elde edilen imkânlar için. Elbette ki inananlar çıkacak bu şehir efsanelerine, her zaman çıktığı şekliyle…

Ama dönüp yaradılış kitabına bakanlar Allah’ın kanununun hiçbir zaman değişmediğini görecekler…

“ …Ve insana uğrunda çaba gösterdiği dışında bir şey verilmeyecektir…”  (Necm Suresi; 39)

Ahmet DUMAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir