Aksaray’dan İran’a Nasıl Bakılır?

08 Ocak 2018 Pazartesi, 19:24

Mesele yazmak değil yazdıklarımızın yankısı ve derde derman olmasıdır. Kişinin beyanı kimlerin hangi duygularına tercüman oluyor, bu önemli bir meseledir. İran olayları konuşuluyor. Her olayda olduğu gibi sosyal medya üzerinde bilinçsizce yapılan paylaşımlar görülmektedir.

Bir akil edasıyla “İran’a hiç sıcak bakmadım, Humeyni döneminde, devrim sürecinde sıcak bakan arkadaşlar olduğu halde ben o dönemde de sıcak bakmıyordum” diyor. Akil zatın sıcak bakması için İran’ın ne yapması gerekiyordu merak ediyor insan.

Öncelikle “İran” denilince nereden bakmak gerektiğini tespit etmek önemlidir. İsabetli taraftan yaklaşmak bizi bir yerlere taşıyabilir. Halkları konuşmak, “halkı yakından tanımak, halkın içinde olmak” sanırım isabetli olacaktır. İran halkını, sanatını, edebiyatını, kültürünü ne kadar tanıyoruz?

Tarih boyunca devam eden mezhebi taassup alanındaki mücadele penceresinden bakarsak bu bizi bitirir. Bizim gözümüzde onları bitirdiği gibi. Devletlerin siyasi tavır ve duruşları sabit olamaz, devletler menfaatlere bakar, ön planda, arka planda, derin planda menfaatler vardır, çıkar hesapları vardır. Devletlerin ideolojisiyle halkları bir tutmak adalet değildir. Başta kendimize haksızlıktır, sonra İran halkına haksızlık olur ki bu bakışla hiçbir yere varılamaz.

Tarih boyunca büyük fetihler yapılmış, büyük savaşlar gerçekleştirilmiştir, kadim geleneğimizde halklara düşmanlık yoktur. Yönetimler ve ideolojilere karşı mücadele verilebilir fakat halk masumdur, halka dokunmak sahip olduğumuz inanca terstir. Halklar ötekileştirilemez, halka dokunmak zulümdür, halk sadece hizmet ve hürmete layıktır. Tarih boyunca bizi biz yapan tavır bu olmuştur.

Halkları düşman gözüyle görmek, halkı yağmalamak, şehirleri yakıp taş üstünde taş bırakmamak, halkı kılıçtan geçirmek Haçlı ve Moğol zihniyetinin zalimliğidir.

İran’a gitmiş, görmüş, gezmiş, yaşamış ne kadar insanla karşılaştıysak onların İran halkına olan övgülerinden başka bir şey işitmedik. İran halkının misafirperverliği, sevgisi, saygısı, yüksek kültürü ve samimiyetini defalarca kez duyduk. İran seyahati içerikli yazılar kaleme alan yazarlardan da aynı methiyeleri okuyacaksınız.

İran’ın Şii yayılmacılığı, mezhebi taassubu, Suriye meselelerinde ki tavrı temel alınarak yapılacak olan İran değerlendirmeleri bizi düzlüğe çıkarmayacaktır. İran’da bulunan uç görüşler, radikal kesimler, fanatik şovlar baz alarak bir bütünü değerlendirirsek bütüne haksızlık etmiş oluruz. Bu sadece İran için değil tüm toplumlar için geçerli olan durumdur. Uç kesimlerin yaptıklarını zemin kabul ederek üzerine bina kurmak kara propagandanın mahkûmu olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Komşuda meydana gelen huzursuzluk her şartta bizleri de huzursuz etmiştir/edecektir. Bu duruma insani açıdan bakınca böyledir. Şimdi bir zamanların Türkiye’sini hatırladım 2000 li yıllar, 28 Şubat’ın soğuk rüzgârlarında ülkenin buz kestiği dönemlerdi. Askerlik görevini yaparken eğitim adı altında sürekli seyrettirdikleri bir DVD vardı “Neden Hedef Türkiye” başlığında. Bu teze göre tüm komşular düşman ve Türkiye üzerinde emelleri vardı ama Türkiye’nin emelleri neydi? Yoktu!

Rahmetli lider, Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın D-8 ideali Türkiye’nin onuruna yakışır, kadim geleneğine ve duruşuna yakışan bir hedefti, birçok kesimin sindirim sistemini zorlasa da bu idealin içinde İran’da vardı.

Bu günün Türkiye’sine baktığımız zaman bütün bir Ortadoğu, Kafkaslar, Afrika ve balkanlarda gelişen olaylara müdahil olan, tarafını belli eden, sahiplenen duruşuyla tam anlamıyla olmasa da kimliğine yakışan tavrı sergilemektedir. Artık çok büyük idealleri olan bir Türkiye görüyoruz. Bu idealler, bu duruş devam ettiği müddetçe ayakta kalabiliriz, var olabiliriz ve “biz” olabiliriz. Çünkü Türkiye demek, Kahire, Kudüs, Şam, Bağdat, Semerkant, Tahran, Bosna demektir.

Şimdi ne anlatmaya çalışıyoruz? Tahran-Kahire-İstanbul, İslam âleminin üç büyük başkentidir, bu şehirlerin halkları da saygıdeğerdir. Bu şehirler kadim geleneğimizde simge olmuşlardır. Medeniyetimizi ayakta tutan ana kolon şehirlerdir. Bu şehirlerde yaşayan halkların dedeleri çok büyük işler yaptılar, bundan sonra da nesilleri devam edecekler.

Böylesine büyük ideallerden mahrum olan “akil zatlar” elbette İran’a ısınamayacaklardır. Cehaletlerini kendi elleriyle açık edecekler ve “hiç sıcak bakmadım” diyeceklerdir. Fakirlikten ve hastalıktan kaynaklanıyor, coğrafya yetmezliği, kültür yoksulluğu. Allah şifa versin.

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.