12 Mayıs 2020 Salı, 14:21
Mustafa Bilgiç
Mustafa Bilgiç huseyni2006@hotmail.com Tüm Yazılar

Aklın Yokluğunda Dindarlık da Yok Olur!

İslamiyet’te kişinin sorumlu olması için gerekli olan şartlardan biri de kişinin akıl baliğ olmasıdır. Belli bir yaş olgunluğunda olacak ve akıl sahibi olacak, aklını, iradesini kullanma yetisine sahip olacak. Akıl yoksa Müslümanlığı da yoktur, kişi yaptığı her türlü muamelat anlamında sorumlu değildir, tüm ibadetlerden muaftır. Başkalarının ona yardım etmesi öğütlenerek kendi haline bırakılmıştır. Fertlerin aklı […]

İslamiyet’te kişinin sorumlu olması için gerekli olan şartlardan biri de kişinin akıl baliğ olmasıdır. Belli bir yaş olgunluğunda olacak ve akıl sahibi olacak, aklını, iradesini kullanma yetisine sahip olacak. Akıl yoksa Müslümanlığı da yoktur, kişi yaptığı her türlü muamelat anlamında sorumlu değildir, tüm ibadetlerden muaftır. Başkalarının ona yardım etmesi öğütlenerek kendi haline bırakılmıştır.

Fertlerin aklı toplumların hafızaları vardır. İnsafları, insanlıkları, vicdanları vardır, bunların yokluğunda ise barbarlıklar, yamyamlıklar ve vahşetler vardır.

Bazı olaylar karşısında bizim dindar çevrenin aklından şüphe ediyor insan. Kaçıp gitmek istiyor bu çevreden insan. Muhammed İkbal, Allah ona rahmetiyle muamele eylesin, ne büyük söz söylemiş, “Kaçın Müslümanlardan, sığının İslam’a!” Çünkü çok tehlikeliler, kaba saba insanlar ve birazda faşistlik, bağnazlık belirtileri var. Bunlardan olmaz, bunlarla nasıl bir yol yürünebilir bu da bilinemez. Bir fikirleri yok sadece “haydin hep beraber hurra” sığlığı var.

Ramazan ayının ilk günlerinde Diyanet İşleri Başkanı yine bir hutbe şovunda zina ve cinsel sapkınlıklarla ilgili ayetler okur, doğal olarak bir takım odakların hedefi haline gelir. LGBT çevreleri ve diğer veledizinalar sosyal medyayı ayağa kaldırırlar. Ankara barosu ve İnsan Hakları Derneği yasalara dayanarak diyanet işleri başkanının görevden alınmasını isterler.

Tam bu noktada, “sosyal medya başta olmak üzere her alanda ve her anlamda kolektif bilincin çok uzağında kalmaya devam eden, yapacak iş bulamayan, bir yerlerde bir takım olaylar, hadiseler vuku bulsa da desteklesek veya linç etsek diye hazır kıta bekleyen troller için sürpriz bir güzellik oldu. İşsiz güçsüz fikirsiz bir sürü “dindar” adam “Ali erbaşı yedirmeyiz, arkasındayız falan filan” yaptılar. 

Bekledim, içlerinden hakikatin hatırını sayan birileri çıkar da “ey ahali, Ali Erbaşın görevinden alınmasını isteyen çevrelerin dayandıkları söz konusu yasalar Ak Parti döneminde, acayip derecede stratejik derinliği olan Ahmet Davutoğlu’nun gururlanarak attığı imzayla uygulamaya girmiştir.” gerçeğini söyler mi diye bekledim fakat nafile. Hayır, bunu söyleyecek kimse çıkmadı maalesef! (Saadet Partisi hariç) Kalabalıklar sadece işin yedirmeyiz kısmındaydılar.

Yani burada büyük bir oyun var! Buna takla attırma diyebiliriz. Özellikle de dindar kesime birileri fena oyunlar oynuyor, taklalar attırıyor. Ama burada bizim sıkıntımız şudur ki, dindar kesim bu işten rahatsız değil! Her türlü taklayı atmaya müsait ve amade durumdadır.

Hal böyle olunca sevimsiz bir adam bir anda Türkiye’nin gündemine oturuyor ve büyük yığınlar onun arkasında olduklarını söylüyorlar.

Hal başka hakikat başka. Hakikat olan şey, yozlaşmamız, her gün biraz daha sürü olmaya meyil etmemiz, bize sunulan “dayatılan” fast food haricinde hiçbir şeye ihtiyaç duymama hali bizi bitirmektedir. İllaki “The End” yazısını görmek istiyorsak geleceği beklemeye gerek yok, çevrenizdeki insanlara bakın bakalım ne göreceksiniz? Menfaatperest, beleşçi, özellikle yeni neslin çok beleşçi bedavacı olduğunu görüyoruz. Çıkarcı insanlarla dolu bir çevrede yaşamaktayız. Bu insanlar dindar, muhafazakâr ve milliyetçi şemsiyelerin altına sığınmışlardır. Her biri din için vatan için ölmeye hazır olduklarını da söylüyorlar. Hatta bazı ahmaklar bunu canlı yayında söylüyorlar, kendi sitelerinde oturan “vatan haini” komşularını öldürecek ve cumhurbaşkanlarını yedirmeyeceklermiş!

İşte bu saçma ve sığ topluluktan kurtulmamız gerekiyor yoksa helak olacağız. Eğer bunu başarabilirsek belki bir şeyler yapabiliriz. Ayette geçiyor değil mi, “içimizdeki beyinsizler…” ifadesi, “dışımızda değil, bizzat içimizde!” olan böyle bir hakikat var, hoşumuza gitmese de, kabullenmek istemeseniz de var.

Mustafa BİLGİÇ

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir