11 Eylül Haçlı Seferi ve Biz!

12 Eylül 2017 Salı, 13:19

11 Eylül saldırısının üzerinden tam 16 yıl geçti. 2001 yılının eylül ayında ABD’ nin New York ve Manhattan eyaletlerinde dünya ticaret merkezi ikiz kulelerine gerçekleşen saldırılar sonucunda neredeyse dünyanın önde gelen tüm ülkeleri ABD’nin yanında yer almış, “söz senin, meydan senin” tutumunu sergilemişlerdir.

Aradan yıllar geçmesine rağmen 11 Eylül saldırılarının nasıl gerçekleştiği, kimlerin yaptığı hakkında dünya kamuoyuna tatminkâr bir açıklama yapılamamıştır. Bununla birlikte İslam ve Müslümanların tamamı suçlu gösterilmiş, ABD düşünce kuruluşlarının üretmiş olduğu, Siyonist hedeflerin gerçekleşmesi amacıyla hazırlanan projelerin hayata geçirilmesi için düğmeye basılmıştır.

Afganistan ve Irak işgal edilmiş, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Müslüman coğrafyalarda ki batı işbirlikçisi piyonlar sahneye sürülerek felaket senaryoları uygulamaya geçirilmiştir.

Sanki ikiz kule saldırılarının faili Afganistan ve Iraklı çocuklar, kadınlar, sivil halkmış gibi büyük katliamlar gerçekleştirildi. Tüm dünyanın gözleri önünde Müslümanların namusları kirletildi, nesilleri yok edildi, bölgeye gönderilen organ mafyaları batının ihtiyacı olan organları Iraklı gençlerin ve çocukların organlarıyla karşıladılar. Irak talan edildi, Bağdat’ın feryatları gökleri titretti, zalim dünya dan bir tek yankıya rastlanmadı! Çünkü zalim diktatör Saddam’ın devrilmesi gerekiyordu, onun elinde kimyasal silahların bulunduğu yalanına dünya kamuoyu ikna edilmişti! Bu gün hala Nur Bacı’nın feryat mektubu vicdan sahibi Müminlerin yüreklerinde yankısını devam ettirmektedir.

Kafalarına çuval geçirilen masum sivil halkın dikenli teller arasında, kızgın kumlar üzerinde ölüme terkedilmeleri bizlere Ramde vadisinde işkence gören Yasir ailesini hatırlatıyordu fakat içimizden Hamza’lar çıkaramıyorduk!

Ebu Gureyb hapishanesi tarihte hiçbir zaman unutulmayacak vahşi işkencelerin yaşandığı, masum Müslüman halkın köpeklere parçalatıldığı, elektrikli işkencelerden geçirildiği kara bir yer olarak hafızalarda ki yeri silinmeyecektir.

Dünyanın çeşitli yerlerinden toplanarak Guantanamo’da bulunan ABD hapishanesine götürülen Müslüman gençler sistemli işkencelerden geçirildiler, işkence görüntüleri tüm dünya ye servis edilerek batının İslam’a ve Müslümanlara meydan okuması bu şekilde gerçekleştiriliyordu.

Dünyada, Müslümanların terörist olduğu yönünde yoğun bir propaganda başlamıştı. Halkı Müslüman olan ülkeleri yerle bir eden, işkence ve katliamda hiçbir sınır tanımayan ABD demokrasi getiriyordu. Halkları katlederek, işkenceden geçirerek getirilen demokrasi!

Tüm bunlar yaşanırken ABD, AB’nin emir erleri de boş durmuyor piyasaya Ilımlı islam, light islam, dinler arası diyalog gibi mayınlar döşemeye başlamışlardı. Bunların gündemlerinde ABD katliamları yoktu, hiçbir zaman olmadı.

Müslüman halkın hafızasında Cihad’ı tamamen silmek için büyük faaliyetler gerçekleştirdiler. 11 Eylül sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik anlamda İslam’a ve Müslümanlara karşı verilen bir savaşın adıdır. Bunu dönemin ABD başkanı George W. Bush canlı yayında “bu bir haçlı seferidir” sözüyle ilan etmişti.

Bu gün Müslüman halklar olarak geçmişte yaşanan ve bu gün yaşanmakta olan çok yönlü işgaller karşısında hiçbir strateji geliştiremiyoruz. Hiçbir önleyici tedbir alamıyoruz, sadece maruz kalıyoruz. Böyle bir derdimiz yok, hafızamız yok, geleceğe yönelik hiçbir projemiz söz konusu değil!

Sadece cami binası yaptırarak kendimizi tatmin ediyoruz. Yapılan zulümlerin intikamını alması için Allah’ı müdahale etmeye davet ediyoruz, kendimiz hiçbir şey yapmıyoruz. Yıllardır yapılan sohbetlerde 32 farzı aşamıyor, aynı tekrarlarla dini yaşama, vecibeleri yerine getirme kısır döngüsü içerisindeyiz. Siyasi bilinci olan kesimlerde ise “Müslüman ülkeler birleşsin” klişesinden başka bir söz çıkmıyor.

Vahdete ne kadar uzak olduğumuzu, vahdet bilincini sindirmeye ne kadar mesafeli olduğumuzu anlamak için yerelde birbirimize karşı kin, hırs, düşmanlık ve kibirde sınır tanımadığımız gerçeğini hiç gündeme getirmiyoruz.

Düşüncenin konuşulduğu ortamları oluşturamıyoruz. Tahammül sahibi değiliz, tek tipçi faşist tutum damarlarımızda gezen kanımızda fazlasıyla mevcut olduğunu görmek istemiyoruz.

Bu halimizle düşmana yetişmemiz, onu durdurmamız asla mümkün olmayacaktır. Kendimizi yok etmek için biz bize yetiyorken düşmana gerek dahi kalmıyor.

Mustafa Bilgiç

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.